Gri
Hava gri rengini giyinmiş. Sırılsıklam yağıyor şehrin üzerine. İstanbul’un kasveti içime işlemiş, yürüyorum şehirle beraber.
Kimsenin yolunun düşmediği ara sokaklardayım. Kaldırım taşları bana evlerin hikayesini anlatıyor. Hepsi birbirine benziyor bu sokaklarda yaşayanların hayatı. Farklı olan şeyler nüfus sayısı, cinsiyet ve yaş farkı. Yedikleri bile aynı insanların, birbirlerinden haberleri olmadan. Kahvaltıları mesela; somun ekmek, ucuz peynir, ucuz zeytin, yumurta -asla çok fazla kırılmaz çünkü bir ay yetmeli-, belki -bazen- reçel…
Anlatıyor bana kaldırım taşları…
Genellikle baba sabah namazını kılıp, karısının hazırladığı ufak kahvaltıyı ettikten sonra göğün ışıkları yanmadan gitmiştir evden. Akşam da çok geç döner eve. Çünkü çalışması lazım, çünkü karısı, çünkü çocukları… Çocuklar bilmezler babayı pek. Pazar günleri evdedir baba, onda da çıt ses istemez, uyur ve dinlenir. Yani baba yine yoktur ailede.
Çocuklar sabah okula uyandırılır zoraki. Sırtlarında kim bilir kimin eskisi bir çanta, okul kıyafetleri keza… Beslenme diye bir poşete koydukları peynir ekmekle okula gidiyorlar. Diğer çocuklar… Ara değil, ana sokaklarda yaşayan çocuklara bakarlar, onların beslenmelerine. Kimi patates kızartması getirmiş, kimi pankek, bir elma, bir meyve suyu, bir de çikolata. Kantin için harçlıkları da var o çocukların… Onlara bakarlar sadece ve peynir ekmeklerini yiyerek doyururlar karınlarını. Evde ödevlerini yaparlar, anne ne pişirdiyse yer ve uyurlar. Oyunları da evin bir köşesinde sessiz sedasız oynanır.
En görünmez kişi annedir bu evlerde. Yemek pişirip temizlik yapmak dışında başka hiçbir aktiviteleri olmaz. Akşama kadar evin bir orasına bir burasına koşturmakla tüketirler günlerini.
Böyle bir İstanbul kasvetinde, böyle ara sokaklarda yürüyorum. Evlerin hikayesini biliyorum çünkü ben de o evlerdeki çocuklardandım.
Hava griliği kalbimin rengini söndürüyor. Yağan yağmur temizleyemiyor içimdeki günah kirini. İsyanların pençesine tutulmuşum. Ara ara şehadet kelimelerini söylüyor dilim. Sonra tekrar isyanlar, nedenler… Herkesin veda etmeden bıraktığı bir ben oldum yıllarca. Beni bırakmayan şeyler ise; keşkeler, nedenler, öfke, hüzün, pişmanlık. Kötüye dair ne varsa bende saklı. En mutlu insan bile yanımda bir dakika dursa rengi solar.
Ve düşünüyorum. Havanın kasveti de benim yüzümden. Ben dışarı çıkmasam, -evle alakası olmayan- evimde otursam solmayacak şehrin rengi. Yağan yağmurlar yalnızca serin, toprak kokan, ferahlatıcı damlalar olarak düşecek yere. Ama bu yağmur sadece içimi bunaltıyor. Böyle ıslanmaya devam edersem boğulup öleceğimden şüpheleniyorum.
Bu sokaklarda yürürken genelde bodrum katlarının yer altındaki eve ışığın girmesine asla yardımı dokunmayan pencerelerine bakıyorum. Küçücük bir cam, kaldırımdan biraz derinde. Gelen geçen çöplerini oralara doldurmuş. Çocukluğum geliyor aklıma. Annem o rutubet kokan küflü evimizi “ev” kalıbına sokmak için o kadar uğraş verirken penceremizin önüne dökülen çöpler çok zoruna giderdi. Babam da öfkeli, annemin dışarı çıkmasına hiç izin vermezdi. Kapının önünde durmasın annem, kıyameti koparırdı. Kendi de alıp toplamazdı oralardaki çöpleri. Okula gidip dönerken ben toplardım. Annem sessiz bir kadındı bir şey demezdi ama bilirdi benim yaptığımı, anneler bilir. Mutlu olurdu, annelere gülmek çok yakışıyor. Annelere sadece gülmek yakışıyor.
O an evde dalgınlıkla cebime koyduğum market poşeti aklıma geliyor. Hemen çıkarıyorum ve bodrum camları önündeki tüm çöpleri toplamaya başlıyorum. Bu saatte bu unutulmaya yüz tutmuş sokaklarda kimse olmaz zaten. Baba işte, çocuklar okulda. Anne de muhtemelen ev temizliyordur. Bir ses geldi. Evet, kadının biri balkonundan kafama sofra bezi silkeliyor. Eğilip bakmadığından olsa gerek görmedi beni. İyi ki de görmedi.
Sokağı baştan sona temizledim. Sadece bodrum camlarını. Diptekileri. İçeride kalanları. Gözükmeyenleri. Zannettim ki onları temizlersem kendi içimin çöpleri de temizlenir. Günahlarımı söker atarım sandım. Kalbimdeki o siyah pıhtı ben yaş aldıkça büyüdü benimle. Yaş aldı. Rengi griye döndü. Siyah değil. Çünkü siyah her rengi barındırıyor. Siyahta asalet görüyorum. Bendeki yalnızca kasvetli bir gri. Sokakla temizlenirim sandım. Fakat. Dipteki çöpleri toplayıp içime attım. İçimin çöpleri çoğaldı. Sokak temizlendi ben daha da kirlendim.
Yağmur hâlâ yağıyor. Ben hala pislik içindeyim. Ben hala ara sokaklardayım. Köşeyi dönsem biraz daha gitsem ulaşacağım ana caddeye ama beceremiyorum. Sokağın birini bitirip diğerine geçiyorum. Hala bulanık, hala gri, hala kasvetli. Ağlamaya başladım. Başta anlayamıyorum ağladığımı. Yağmur zannediyorum ama hıçkırıklara tutulunca fark ediyorum. “Allah’ım” diyorum. “Allah’ım lütfen”… Ben beceremiyorum hiçbir şeyi. Lanet edesim geliyor kendime fakat bu pislik kuyusu kalbi daha da kirletmeye içim el vermiyor. “Allah’ım” diyorum yalnızca.
Kalbim hala şehir çöplüğü. İstanbul çöplüğü. Bodrum katı penceresi önü. Dizlerimde derman kalmadı. Çöküyorum yere. Düşüyorum daha doğrusu. Yağmur hâlâ yağıyor. İçim hala temizlenemiyor. Ağlıyorum.
Bana veda etmeden beni terk eden herkes gözümün önüne geliyor tek tek. Önce annem geliyor. “Oğlum” diyor. “Teşekkür ederim o çöpleri camın önünden aldığın için.” Başka bir şey demeden gidiyor, hoşçakal bile demeden. Yine… Babam geliyor. Bakıyor sadece. Sesini hiç bilemedim. Yalnızca anneme bağırırken çıkan o haykırış. Normal sesi nasıl acaba? Bana bakıyor, aynı çatık kaş. “Senden zaten adam olmazdı” dercesine bakıyor ve öylece gidiyor. O çok sevdiğim ilkokul öğretmenim geliyor. Dönem yarısında öylece gitmişti. Nereye gitti, neden gitti hiç bir şey demeden. Saçları yine dalgalı. Çiçekli cıvıl cıvıl elbise giymiş. Gülümsüyor. Sonra gidiyor. Üniversite arkadaşlarım tek tek gidiyor. Daha gelmeden. Hastalıklı gibiyim, yaklaşmıyorlar bile bana.
Sonra o geliyor. Bana gelen tek kişi. O kadın. İnsan olduğumu bana hatırlatan kadın. Üç yıl boyunca dünyanın en mutlu insanı yapmıştı beni. İçimdeki uru söküp atmıştı. Hem de hiç acıtmadan. Şimdi değil söküp atmak, dokunmak bile öldürüyor sanki beni. Çok sevdim, çok sevmiştim. Hala seviyorum. Belki de böceğe dönüşmeme engel olan şey onu sevmeye devam etmem. O da herkes gibi veda etmeden, sebep söylemeden, hoşçakal bile demeden bırakıp gitti. O gitti ama ben onda bağımlı kaldım.
Yağmur kesiliyor yavaş yavaş. Sanki bulutlar gözlerime bıraktı emanetini. Sahip çıkamıyorum ona da. Boşalıyorlar. Hıçkırıklar beni boğmak üzere. Yanımda içi dolu çöp poşeti, gözlerimde gökyüzü. Ceketimi de çıkardım işte. Sırılsıklamım. Ama hala pislik içindeyim. Annemi özlüyorum. O kadını özlüyorum. Asfalta yattım, cenin pozisyonunda. Sanırım asla bir insan olamayacağım.
Son bir nefes alış “Allah’ım”… Son bir nefes veriş “hu”…
Merhaba, ben Sema Nur. Namı diğer Şaire 🙂 Evliyim, bir oğlum bir de kızım var. Annelik mertebesine erişmiş, hakkını vermeye çalışan bir aciz… Ortaokuldan sonra medrese eğitimi aldım 6-7 yıl süreyle. Şimdiyse liseyi açıktan okuyorum yavaş yavaş. Okul biterse hafızlık hocalığı yapmayı planlıyor ve bir şiir kitabı çıkarmayı hayal ediyorum. Şiir yazma sevgimi babamdan almışım. Ortaokuldan beridir ufak çaplı başladım yazmaya. Genel olarak şiir yazmakla beraber hikaye, deneme de kaleme alıyorum. Şairin dediği gibi; “Yazmasam delirecektim…”

💜💜
Sema Nur ne diyeceğimi bilemiyorum böyle derin böyle hüzünlü böyle alıp pek cok insanı çocukluğuna sürükleyecek bir yazı okumamıştım. Tebrik ederim 👏 Kalemin her daim kavî olsun 🌸
Teşekkür ederimmmmm… Beğenmene çok sevindim ❤️❤️
Çok güzel eline emeğine sağlık
💘💖 teşekkür ederim ablacımm
Kalemine sağlık, kelâmına, sözlerine, duygularına. Çok güzel başarılarının devamını dilerim🦋🖤
Teşekkür ederimmmm
Okurken içimi titredi gözlerim doldu…
Çok içten yazılmış acı gerçekler ortaya dökülmüş her satırda insani geçmişine götürüyor kimisini babası ile ilgili kimisini annesi ile ilgili kimisini yokluk kimisini aşk v.b böyle gercek ci samimi kesitlere yazarlara ihtiyacımız var tip ki sizin gibi semanur hanım.😊🥰
Teşekkür ederim
Çiceğim..İçi hayat dolu görünen kalbinde dağ gibi duygularla yaşayan küçük anne emeğine sağlık … Çıkaracağın ilk kitabı bekliyorum 🌼
Yiaaaa çok çok teşekkür ederim ablammm
Betimlemeler, insanın anlam arayışını çok yüksek perdeden okurların kalbine yansıtıyor. Gri ancak bu kadar duygularla birleşip gözyaşından süzülüp kaldırımlara düşebilirdi.
İnsanın derununa işleyen ahenkli bir yazı
tebrikler
Teşekkür ederim hocam