Gazze İçin Ne Yapıyorsun?
Bir eskici Gazze için ne yapabilir? Çok fazla maddi gücüm yok. Hatta öyle ki evimin kirasını zor bela ödüyorum. Beş çocuk babasıyım. Tüm çocuklarım da okul çağında. Bunları söylediğim kişi şehrin deli olarak nitelendirdikleri ama birçoğuna göre de veli olan namıdiğer Deli Yusuf’tu. Döne döne gezerdi tüm şehri. Bir yerde taziye olduğunu duymayıversin soluğu orada alırdı. Dönerken Allahuekber diyerek dönmesiyle meşhurdu. Bir de gittiği taziye evlerinde vaaz vermesiyle. Taziye sahipleri deli dedikleri adama bir anda veli muamelesi yapar ölen yakınlarının akıbetini sorardı. Sanki biliyormuş gibi. Deli Yusuf bu had bilmez sorulara yalnızca “Allah bilir” der, vaazına kaldığı yerden devam ederdi. “Yapmayın. Dünyaya tapmayın. Mala tapmayın. Yalnızca Allah’a tapmaya bakın. Yalnızca O’na boyun eğin. O’na kulluk edin” deyip ısrarla ikram edilen taziye yemeğini yemeden çeker giderdi. Kapıdan çıktığı gibi döne döne ilerler arkasına bir an olsun dönüp bakmazdı. Taziyede bulunanlar da ” Valla doğru söylüyor. Dünyanın esiri olmuşuz. Mal, mülk sevgisi gözümüzü bürümüş“ diyerek dünyevi sohbetlerine kaldıkları yerden devam ederlerdi. Vicdan rahatlatma seansı çok kısa sürerdi yani. Böyle ahkam kestiğime bakmayın ben de onlar gibiydim. Ne farkım vardı onlardan? Belki de tek farkım bunları söyleyenlerin sahiden dünyalık malları fazlasıyla vardı ama benim için durum aynı değildi. Rızkımın peşinden koşuyordum ama sadece dünya rızkımın. Başka bir koşuşturmam yoktu. Bazen durup düşünüyorum da herhalde bu kadar dünyanın peşinde koşmanın bedelini rızkımın bereketsizliğiyle ödüyorum. Fakirlik korkusu yakamı bırakmıyor. Ahiretse çok uzak görünüyor… İşte bu düşünceler zihnimi sarmışken beni gördü Veli Yusuf. Yanıma geldi. Selam verdi. Selamına karşılık verdim. Sonrasında ilk söylediği şey “Gazze için ne yapıyorsun?” Duraksadım bu sorunun karşısında. Hiç beklediğim bir soru değildi. Zihnim allak bullak dilim lal oldu sanki. Sustum öylece. Ben susunca o da sustu. İkimiz birlikte susunca da vicdanlar konuştu. Vicdanım kalbimi tırmalamaya başladı. Bu azaptan kurtulmak için baskın gelmeye çalışıp sözlerimin başındaki cümleyi söyledim. “Bir eskici Gazze için ne yapabilir?..” Veli Yusuf yüzünü benden çevirdi. Uzaklara bakmayı tercih etti. Bana öyle geliyordu ki birkaç saniye sonra vaazına başlayacaktı. Yok, düşündüğümü yapmadı. Hiçbir şey demeden döne döne yanımdan uzaklaştı. Öylece kalakaldım sokak ortasında. Eskici arabam da bu olaya şahitlik etti. Kanım donmuş gibiydi. Vicdan azabımı bastırmak için söylediğim bu söz beni azabın kuyusuna çektikçe çekti. Boğulmak üzereydim havasızlıktan. Hemen bir çıkış kapısı aramaya koyuldum. Minarede ezan sesi. Öğlen ezanı. Gözlerimden iki damla yaş aktı. Okunan ezanı hem dinledim hem tekrarladım. Veli Yusuf’u bulmalıydım. Bu sefer vicdan azabımı bastırmak için değil. Sahiden ne yapabileceğimi sormalıydım. Yoksa havasızlıktan öleceğim…

Gazzeyi anlatan hatırlatan güzel bir yazı kaleminize sağlık.