Açlık
Açlık sadece karın gurultusundan mı ibaretti? Sanmıyorum… Ruhsal açlık, fiziksel açlık ile yarışa bile giremezdi bu devirde.
Elini neye atsa kurutuyorken nasıl bu kadar nankörlük yapabiliyor insanlar? Gerçi yalan söylemek gibi olmasın dokunduğu her şeyi tohumdan çiçeğe dönüştüren pek çok kişi de gördüm, işte onlarınki yalnızca fiziksel açlıktan ibaretti. Velhasılıkelam birini tanıyorum hem çocukluğunu bilirim hem gençliğini hem de genç iken yaşlanmışlığını… Zamana meydan okurken kana susuyor. Doyma duygusundan bihaber, Elhamdülillah diyecek takati yok, attığı her adımda daha fazlasını istiyor. Aklına düşen şey düşmanı oluyor.
Bir varlık düşmanına açlık çeker mi? O kişi çekiyor. Ben bunu gördüm, duydum ve bildim. Ve sonra seyrettim. Dedim ki: “Yok canım bu kadarı fazla!”. Değilmiş. Tekrar şaşırttı bu kişi beni. Bir gün olsun doymadı. İstedi, hep daha fazlasını istedi. Tam kavuştu aklındaki düşmanına, sonra elinin tersiyle itti. Yenisini istedi. Bir varmış bir yokmuş oldu hayatı.
Hikayelere konu olurdu. Oldu. Zamanla öyle çok şey istedi ki bilmeden bir filmde karakter bile oldu. Hayao Miyazaki’nin Spritted Away (Ruhların Kaçışı) filmine bir bakın derim. Orada No-face adlı bir karakter var. Eminim ki herkesin hayatında öyle biri vardır veya çoğu kişi bu karakteri kendisine benzetir. İşte benim çok yakından tanıdığım(!) bu kişi bana hep No-face’i hatırlatır. Emin olalım ki çok uğraşıyorum tanıdığım, tanımak istediğim hatta tanımaya çalıştığım o kişi için çok uğraşıyorum. Çünkü ona yardım etmem gerekiyor, bunu biliyorum. Hepinizin tanıdığı tanımak istediği ve hatta tanımaya çalıştığı bir No-face vardır. Siz de ona yardım edin.
Aradan çok geçmedi, ona yardım eli uzattım. Elinin tersiyle iter gibi oldu ama sonra tutmaya çalıştı. O deneme-yanılma, yanılma-deneme esnasında, gözlerinin içine baktım. Neydi bu? Çok zalimce olduğu kesindi. Resmen şunu diyordu gözleri: “Ne kadar çabalarsan çabala, ben düşmanlarımı hadsiz bir açlık ile aramaya devam edeceğim.”. O an çekebilirdim ellerimi ve onun düşmesine, acı çekmesine izin verebilirdim. Yapmadım.
Madem bunu istiyordu, ona istediğini verecektim, çeksin acısını. Tekrar uzatırım elimi, çünkü benden başka kimsesi yok. İşte sorun tam olarak bu, benden başka kimsesi olmadığının farkında fakat hala arayış içerisinde. Bana göstermesi gereken saygıyı, bana hissettirmesi gereken sevgiyi, bana bağışlaması gereken inancı hep başkalarına sunduğu için ikimiz de bu haldeyiz. Defalarca uyardım. Ama hadsiz bir şekilde yoluna devam ediyor ve en acısı yanında beni de sürüklüyor.
Zaman gelecek ve o hem ruhsal açlığını hem de fiziksel açlığını doyurmuş olacak. Bu gerçekleştiği zaman umarım ben hala nefes alıyor olurum.
İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Radyo ve Televizyon Teknolojisi öğrencisi
