3 Nisan 2023

Arzu

Yazar: Tuğba DOĞAN YÜCE

İnsan hep bir şeylerin peşinden koşar. Nasibi varsa yakalar yoksa zaten hüsrana uğrar diye düşünürüz. Aslında insan hep algıladığının peşinden koşmuştur ve eline geçse de gerçeklerle karşılaştığı zaman yine hüsrana uğrar. Gerçek ise insanın doğası gereği elinde olan şeyleri artık küçümsemesi ve daha fazlasını arzu etmesidir. Uğruna yıllarını verdiği şeyi yakaladığı an ve birkaç zaman sonra o şeye karşı da zamanla hissizleşir. Sürekli ‘’şey’’ kelimesini zikrediyorum fakat biraz da buna mecburum. Çok geniş ve sınırsız bir tanımlama alanı doğuruyor bu kelime ve herkes kendi benliğinden birçok farklı şey sığdırıyor oraya. Kimi zaman aşkın sahibi, kimi zaman ev, kimi zaman para, kimi zaman anne-baba olabilmek ve daha binlercesi… İnsan sahip olduğu şeyin nankörü, sahip olmadığı şeyin esiridir. Sahip olmadığı zaman hayatını dahi adayabilir.

Hep mutlu olacağımızı sanırız arzularımızı tatmin ettikçe. Oysa her tatmin daha güçlü arzuları doğurur beraberinde. Ve hayata dair arzu edebilecek bir şeyimiz kalmayınca yaşamanın da pek bir anlamı kalmaz artık. Tüm beklentiler elimizde ise daha fazla ne için yaşamalıyız ki? Ya sonsuz ve ucu bucağı olmayan bir davamız ve şuur arayışımız olmalı dünyaya karşı, ya da artık bu sıradan ve amaçsız hayattan göçüp gitme yolu gözükmeli.
İnsan ruhunda siyah ile beraber beyazı aynı zamanda griyi de taşır. Hatta renksizliği de. Gerçi renksiz olmanın tezahürü nedir bilemem. Hiçbir şeye dokunmadan, hiçbir şeyi değiştirmeyi düşünmeden zamanın akışına bırakılmış nice ruhlar var. Bana göre delilik bu ruhlara göre daha üst mertebededir. Arzuları yoktur hiç. Arzu duymalıyız ama sonucuna göre değişen tavrımızı da sorgulamalıyız. Dünyanın veya herhangi bir varlığın neden, nasıl oluştuğu her çağda sorgulandı. Sorgulayanların da bir cevaba arzuları vardı. Cevap arayanların da bir kısmı ilerledi bir kısmının ise eli boşta kaldı. Ama her iki kesimin de sonsuz bir arzusu vardı. Kendi yaşına oranla var olan bir sonsuzluk algısı tabi. Herkes peşinde koştuğu şeylerin sonunu çok erken bir süre sonra görecekti fakat kimse zamanın hızını ön plana koymuyordu. Asırların ve milyar yıl var olan dünyanın bu serüveninde kendini değerli ve ulu ilan eden insanlar vardı.

Yüzyıl çok uzun bir zaman mı? Dedelerimizin, atalarımızın tarihinden bahsediyoruz yüzyıllar önce var olan… İlerde de bizden atalarımız diye bahsedecekler. Bir tarih öğrenme arzusu ile isimlerimiz filtrelenecek yeni nesillerce. Biz ise hayallerimizin ardından toprağa gömülmüş eskiler olacağız.
Kısacası arzularımızın peşinden koşarken ulaştığımız sonuç her türlü bizi bir süre sonra rahatsız ediyor. Kazanırsak bir süre sonra o değersizleşiyor, kaybedersek onun varlığında daha mutlu olacağımızı sanıyoruz. Mutluluksa algımızda saklı. Dünyaya olan bakış açımızda. Elimizde nasıl bir netice ile kalırsak kalalım zamanın hızını, sizi sileceğini ve anlamsızlaştıracağını unutmayın. Her ne olursa olsun yaşayabileceğiniz tek bir hayatınız var. Zamanın size hizmet ettiği sınırlı sayıda yıllarınız var.
Arzu edin ve peşinden koşun ama sonuç her ne olursa olsun hayatın öznesi sizsiniz. Kazandığınız en ufak şeye bile mutlulukla bakın ve sakın onun nankörü olmayın.