18 Aralık 2022

Ateş Böcekleri-1

Yazar: Yunus ÇETİNKOL

Histerik düşünceler beynimi kaynatmakta, sorunlar ani bastıran dolu misali üzerime üşüşmekteydi. Korunmasız ve korunaksız ulu orta çaresizliğe ellerimi uzatmış, acıların bileklerimi sarmasını beklemekten başka bir çıkar yol bulamayacağımı biliyordum. Monachopsis Sendromu’nu daha önce hiç bu kadar ağır yaşamamıştım. Kendi evimde, kendi aileme sahip olmama rağmen kendimi ait hissedemiyordum. Her şey yabancılaşmış, herkes başkalaşmıştı. Hep aynı şeyleri, hep aynı kişilerle yapmaktan; hep aynı yerlerde, hep aynı sorunlarla kalakalmaktan bıkmıştım. Değersizlik hissini dengesizliklerimle kapamaya çalışmak en derin diplere düşürüyor, ışıklarım gittikçe kararıyordu. Kendimi mahallemizin dar sokaklarına soğuk bir kış günü atmış, sokağın sarmalında yolunu kaybederek şehre inmiş, yırtıcı bir hayvan gibi saldırganlaşmıştım. Biraz ileride köprünün hemen altında parıldayan kızılımsı ışığın yanı başında ateş böcekleri gibi kafa kafaya vermiş bir grup genci görünce çok şaşırmıştım. Ateş böcekleri gibi ateş başındaki dansları, kahkahaları ve mutlulukları… Adeta büyülenmiştim. Ne kadar mutlu ne kadar huzurlu görünüyorlardı. Madden yoklardı ama başka bir alemde başka kafadaydılar. Ellerinde sarı poşetlerle, eski ve yamalı kıyafetleriyle gecenin bu saatinde ya film setinden ya da harikalar diyarından gelmişlerdi. Belki de kendimi ait hissedebileceğim yer burası; insanlar ise bunlardı. İlk defa içime sıcak bir his düşmüştü. Annemin ölümünden sonra…

İlk defa tebessüm edebilmiş, mutlu olabilmiştim. Usulca yanlarına yaklaşıp selam vermiş, “Isınabilir miyim?” diye sormuştum. Önce şöyle ayaklarımdan başıma kadar süzmüş daha sonra buyur etmişlerdi. Hiç yabancı hissettirmemişler, içecekleri ve yiyeceklerinden ikram etmişlerdi. Angelman Sendromu yaşayan çocuklar gibi her kelimeye kahkahalar atıp duruyor, sebepsiz yere gülümsüyorlardı. Yanlarındayken istemsizce gülüyor ve onların bu komik durumlarına anlam veremiyordum. Yoldan geçen araçları tek tek sayıyor sonra hiçbir sebep yokken kahkahalar atıp nefesleri kesilircesine gülüyorlardı. Sonrasında ise bir anda yüzleri asılıyor ve gözlerinden yaşlar akarcasına inliyorlardı. Bipolar bozukluğu bu kadar ani yaşayarak adeta Guinness Rekorlar Kitabı’na yazılmaya aday durumdaydılar. Konuştuklarından bir şey anlamak neredeyse imkansızdı. Konular arasındaki geçişleri o kadar sert, o kadar hızlıydı ki yetişmek ve anlamak mümkün değildi. Henüz yanlarına varmamın üzerinden çok zaman geçmemişti ki mutluluktan uçarcasına eğlenen gençler bir anda yeryüzünün en mutsuz insanları oluvermişlerdi. Farklı bir alemin yolcuları gibi boşluklara dalıp hayalinde kurdukları senaryoları sayıklıyor, usta oyunculara şapka çıkartacak şekilde yeteneklerini sergiliyorlardı. Anlam veremediğim tüm durumları artık anlam kazanmaya başlamıştı. Sokağın çocuklarıyla beraberdim. Ellerinde içerisinde sarı bir maddenin bulunduğu poşetin halüsinasyon etkisi gösterdiğini ve bu nedenle başka alemdeki insanlar gibi hareket ettiklerini anlamıştım. Anlayamadığım şey ise neden bu duruma düşmüş olmalarıydı. Fakat gördükleri halüsinasyonların etkisiyle yaşadıkları tüm travmaları da bir piyes gibi seyrediyordum.

Gördüğüm kadarıyla sevgisizlik ve kimsesizlik acıların en büyüğüymüş. Hayata tutunacakları iki şeyin eksikliği onları kendilerini yakacak olan ateşin başında dans ettirecek kadar şaşırtmıştı. Maddenin onları günden güne erittiklerini fark edememeleri çok acıydı. Kim bilir belki de, daha acısı, günden güne eridiklerini bile bile yanmaya devam etmeleriydi.

Ateş böcekleriydi. Bedenen her an yanmak üzere olan, ruhen çoktan yanmış olanların hikayesiydi.