Elveda Diyememek
Bazı insanlar hikâyelerini tamamlamadan gider, bazılarıysa tamamladığı için. Hangisi olursa olsun, gidişler kalanları üzer. Hele de dönülmeyecek gidişler…
Ölüm, insan hayatının en keskin gerçeği. Ne kadar ertelesek, yok saymaya çalışsak da eninde sonunda yüzleşmek zorunda kalırız. Mors ultima linea rerum. Ölüm, her şeyin nihai sınırı. Hayatın en değişmez ve en kaçınılmaz gerçeği budur.
Ben bu gerçekle çocukluğumdan beri iç içeyim. Çok fazla sevdiğimi kaybettim. Bugün hayatta olan sevdiklerim daha az desem, abartmış olmam. Birkaç kez ben de ölümün kıyısından döndüm. Her kayıpta içimde aynı boşluk açıldı. Aynı soğukluk, aynı sessizlik, aynı acı…
Yakın zamanda benim için çok kıymetli bir büyüğümü, akıl hocamı, sırdaşımı kaybettim. Haberi aldığımda donup kaldım. Telefon elimden kayıp yere düşünce kendime geldim. Neler hissettiğimi tarif etmeye çalışsam da edemem.
Yeniden dünyaya dalıp hayatı kaçırdığımı fark ettim. Yaşamak yerine hayatta kalıyordum. Biz insanlar, hayatı kendimiz için zorlaştırıyoruz. Aşk, iş, arkadaşlık ve hatta aile ilişkileri dâhil her şey zamanla taktik savaşına dönüşüyor. Sevmediğimiz insanlarla vakit geçiriyor, sevmediğimiz işlerde çalışıyor, sevmediğimiz hayatları yaşıyoruz. Sevdiklerimize yeterince vakit ayırmıyoruz. Hep erteliyoruz. “İşler yoluna girince.” diyoruz. Ama o gün çoğu zaman hiç gelmiyor.
Ve günün birinde gidiyoruz. Hikâyemizin tamamlanıp tamamlanmadığına bile biz karar veremiyoruz. Kaç yaşında ölürsek ölelim, hayallerimiz, cümlelerimiz, yolumuz yarım kalıyor.
En acısı da çoğu zaman, sevdiklerimize elveda deme fırsatımız bile olmuyor…
Denizci
