Güvercinlerin Yolculuğu
İnsanın farkında olmadan sevdiği şeyler vardır ya. Neyi sevdiğini, neden sevdiğini bilmeden sever. Kudüs de öyledir işte. Her Müslümanın içinde, doğuştan gelen bir Kudüs aşkı vardır. Sanki Allah Teâlâ o sevgiyi dünyaya gelmeden önce küçük bir zerre olarak kalbimize işler. İnce ince, aynı bir nakış gibi. Bu işleme bir güvercin şeklinde tezahür eder. Bu güvercin kiminin kalbinde ateşlerin üzerinde uçar, kiminin kalbinde de en güzel bahçelerin en güzel dağların üzerinden uçar gider.
Güvercinin nerede uçacağını belirlemek insanın elindedir. Bir insanın kalbinin duvarları kararmış, perdeleri is içinde kalmışsa o ateşi söndürmek için çok geç kalınmış demektir. Güvercin o ateşin içinde yavaş yavaş ruhunu teslim eder. Onun küçücük ve narin bedeni ateşte yok olur. Fakat kalbi Allah sevgisiyle dolup taşmış, kalbiyle akleden kamil müminlerin güvercinleri en kötü diyarlara bile barış ve esenlik taşır. Ulaştıkları her dağın doruğunda “Allahuekber” sedaları semanın her katında yankılanır. Günün her vakti dillerinden zikirler düşmez. Gittikleri her memlekete Allah’ın selamını, rahmetini ve bereketini taşırlar. Karşılığında aldıkları “Aleyküm selam” cevabını da Kudüs’e, Mescid-i Aksa’ya ve tüm peygamberlere ulaştırırlar. Aksa’nın en göz alıcı yerine, Kubbetü’s Sahra’ya kadem basıp “Ya nebiler, size salih müminlerin selamlarını getirdik.” derler. Sırtlarında İbrahim’in ateşine su taşırlar. Meryem’e sıcacık bir yuva, Resulullâh’a Mir’âc gecesi yoldaş olmaya, Ömer’in yönetiminde huzur bulmaya, Selahaddin’e keskin bir kılıç olmaya, Kudüs halkına ise bir dayanma gücü olmaya giderler. Ama en önemlisi Mescid-i Aksa’nın aşkıyla eriyip kandillerinde yağ olmaya giderler.
Biz farkında olmasak da kimimizin güvercini çoktan yaşamını yitirmiştir. Kimimizinki de Kudüs’e varmaya çalışmaktadır. Her birimiz güvercinlerimizin yolunu güzelleştirebilmek için onlara nefes olmalı, içimizi yakıp kül eden ateşlerimizi söndürüp gül bahçelerine çevirmeliyiz. Zira o ateş her zaman sönmeyi ve içinde gizli kalan Kudüs aşkını meydana çıkarmayı istemektedir. İçindeki güvercin ise zincirlerinden kurtulup özgürce Kudüs’e uçmayı, kanatlarını her defasında daha büyük bir heyecan ve daha büyük bir istekle çırpmayı beklemektedir. O ateş sönmedikçe güvercinin Kudüs’e olan hasreti ve heyecanı onu yiyip bitirir ve nihayetinde gözlerini bir daha açmamak üzere kapatır. İşte o zaman insanların ne kadar kötü yürekli ve vicdansız olabileceğini anlarsınız. Çünkü onları insan yapan en önemli özelliklerini yitirmişlerdir. Kararmış kalpleri artık görmez, duymaz olmuştur.
Kudüs, âh Kudüs… Güvercinleri katleden kalpsizler seni görmemize izin vermiyor, ey Kudüs! Kubbetü’s Sahra’nın güneş misali altın kubbesinden bulutların göz yaşları akıyormuş şu günlerde. Kutsalına namahrem uzanmış. Sokaklarını sessizlik tutsak almış. Aksa’ya bakan çiçekler bile küsmüşler. Halbuki bir zamanlar Süleyman peygamber vardı gönül tahtında. Cinler, kuşlar, karıncalar ve rüzgar seninle yaşıyordu. Hz. Ömer adalet saçıyordu etrafa, Kudüs havasını bir kez soluyan bir daha geri dönemiyordu. Dağı taşı bir başka kokuyordu, havası bir başkaydı. Selahaddin’i gören gayrimüslimler bu heyecana şaşırmışlardı. Müslümanlar Kudüs’e tekbirlerle, selamlarla girmişlerdi. Yere ve göğe yeni bir soluk gelmişti. Nureddin Mahmud Zengi’nin minberi ne de yakışmıştı ama Aksa’nın kalbine. Osmanlı Ordusu Kudüs’e geldiğinde gökten güller yağıyordu sanki. Kudüs ayrı bir renge bürünmüştü bu sefer. Sebillerden ölümsüzlük şurubu akıyordu su yerine, Ay nûrâni yüzünü göstermişti sonunda. Zeytin Dağı Aksa’yı seyretmeye doyamıyordu.
Bu hasretlik bir gün son bulacak, asma güzel çehreni ey Kudüs! Yamacına gelemesek de kalbimizde yaşıyoruz seni. Senin sevginle ruhumuz bedenden ayrılacak. Belki senin önüne siper olmuş bir vaziyette, belki Mescid-i Aksa’da secdeye varmışken, belki de güneş ışığı bile girmeyen bir hücrede aç ve susuz. Toprağının bin kat altında Müslümanların ayak izleri var ve sonsuza dek de olacak. Bu ümmet seni esaretten kurtaracak Kudüs. Bugün olmasa da yarın elbet olacak.
Uzun bir yolculuğun sonunda güvercinlerimiz barışı, selameti ve kardeşliği Kudüs’e ulaştıracaklar. Bir sabah namazında en uzak bildiğimiz ama aslında en yakınımız olan Mescid-i Aksa’mıza kavuşacağız.

Bizleri bütün acziyetlerimizin içinden çıkarıp bu eşsiz yolculuğa davet ettiğiniz için çok teşekkür ederim. Umarım bir güvercin özgürlüğünde emanet-ül Resul şehrini bu mukaddes diyarı müslümanların ilk kıblesi ve kardeşlerimizin huzurlu ve güvenli bakışları içerisinde ziyaret edebilmemiz dileği ve selam ve dua ile
Sizin gibi gençler var olduğu müddetçe umut hep vardir Elhamdulillah. Kalemine , yüreğine saglık
Sağolun hocam, teşekkürler 🤍
Abla helal olsun çok güzel yazmışsın Allah kalemini güçlendirsin İnşallah
Yolda olmak nasıl bir şey? Diye sorar kendine insan, fakat bir şeyler noksandır, bilir. Neyin yolunda? Sorusu uçarda konar gönlüne. Daha önce verilmemiş cevaplar verir kendisine, bu soruya ithafen. Okuduğumun, yazdığının berceste buğdaylarıyla besledim güvercinimi az evvel. İnşallah seninkiyle birlikte Nebi’ler diyarına uçsun diye, ayağına da bir not iliştirdim; ” Yaşamak ne kadar mümkünse, seni sevmemek o kadar muhal”diye… Yüreğine… Okumaya devam et »