Hatay’dan Güncem
13 Şubat
Bugün bi’ yola çıktık. Ruhumdaki acıya ne denli ilaç olur bilmiyorum ama bir şeyler yapabileceğim hissi bir nebze hafifletiyor çaresizliğimi…
Öyle ya çaresi olan boş dertlerime ne kadar gereksiz üzülmüşüm, nasıl da küçükmüş dertlerim.
Oysaki göğsümde taşımak zor geliyordu.
Bazı yollar nereye çıkar bilmeden gidersiniz, sadece gidersiniz. Öyle bir yoldayım şimdi.
Yıkık dökük harabelerden geçtim; kim bilir ne hayaller ile kurulan yuvalar… Şimdi hepsi yitip gitti.
İlk durağımız mezarlık.
Her cesetle karşılaştığımda insan ruhunun muazzamlığına hayret ediyorum çünkü ruhunu terk eden bedenlerin vahimliği beni hep çok korkutuyor.
Bunca insan o gece yarına hangi planları kurarak uyudu kim bilir?
Belki çok mutluydu, belki en uzun gecesiydi, belki de uyku tutmadı da bekledi kıyametini.
Ufacık bir çocukla karşılaştım, hala gülümsüyordu. Düşünüyorum da bazı çocuklar çok da şanslı olamıyor. Şimdi soğuğa bırakacağım kendimi. Bir ölüm matemi var bu şehirde, belki de bir değil… Yarın uyanır mıyım? Meçhul; aynı onlar gibi.
14 Şubat
Bu güne Sevgililer Günü güzellemesi yapabilirdim ya da muhtemelen küçümseyebilirdim ama nedensizce ağrıma gitti bugün.
Kırık, yarım kalan kalplerin bugün enkaz başında bir umut bekliyor olması genzimi yakıyor.
Bu günü nasıl geçireceklerini bile günler öncesinden planladılar belki de.
Fakat planlar dünde kalıyor, yarın bu kadar muammayken.
Önüme bir kız çocuğu geldi bugün. Yitik bir bedende görünce onları, hayat dolu hallerini hayal edip tekrar tekrar mahvoluyorum.
Şimdi savunmasız, yapayalnız…
Gece konteynırımızın anahtarı kayboldu. O sebepten iş yoğunluğunun üstüne uzun süre dışarıda bekledik.
Bir nebze Allah bize bir ders veriyor diye düşündüm; evsiz barksız kalmanın dersi…
Kıymet bilmeli diye düşündüm; sevip sevmediklerimizin, evimizin, sıcak bir çayın ya da bir battaniyenin… Elimizdeyken verilmesi gereken ne çok kıymet var. Hayat geç kalınacak kadar kısa.
19 Şubat
Şimdi veda ediyorum bu şehre. Şehir demek için gerekli tüm sıfatlarını kaybetse de.
Sabahında mezarlığa gittim. Uzun uzun numaralarda gezdi gözlerim.
Empati kurmanın yoruculuğu ile tekrar tekrar tanışıyorum.
Kendime bir numara alıp yatıyorum mezara; kimsesizim, öylece yapayalnız. Hazırlıksız bir anda göçüp gittim buralardan.
Tanımadığım bir sürü insan var yanımda.
Oysa ne çok plan ne çok hayal sığdırmıştım yarınlarıma.
Yollarda harabeler var, yıkılan evler var; yitip giden ömürler, ulaşılamayan yaşlar…
Şimdi tüm bunları geride bırakıp devam edeceğim yaşamaya çünkü insan devam eder.
Sıcak evime rahat yatağıma ulaşacağım.
Benim başıma gelene kadar sefasını süreceğim yaşamımın değil mi?
Ateş düştüğü yeri yakar çünkü.
Ama böyle olmayacak. Ateş düştüğü yeri yakmasın artık.
Ateş ülkeme düştü. Minicik çocukları, gencecik hayatları yaktı.
Anaları evlatsız, çocukları ailesiz bıraktı.
Ateş seni de yaksın beni de.
Kalkıp koyulalım işe.
Ağzından İbrahim’e su taşıyan bir kuş olmak yok mu kaderimizde?

1 Ocak 2001 Pazartesi dünyaya gelmiş, merhabalaşmış, beğenmemiş, mecburen yaşamaya karar vermiş. Şimdilerde 20’li yaşlarında fakat arka planda “Sanma ki yaşıyorum, sanma ki çok mutluyum…” çalarken sayfalarca yazılar yazıyor, kendini anlatamadıkça daha da sessizleşip, daha da çok yazıyor. Adli olaylara hep ilgi duyar, edebiyat da onun peşinden gider, tarihi de çok çok sever. Hayatında en çok değer verdiği insan babası, ama babası kadar değer verdiği birileri de vardır. Babası onun en büyük şansıymış zaten onun dışında hiç şansının bulunmadığını düşünür. Altıncı hissi her zaman çok kuvvetlidir. En sevdiği şiir “Her Şey Sende Gizli”, en sevdiği kitap “Küçük Prens” ve kendini anlatan şarkı da “Birçok Kez Öldüğümü Biliyorum”dur.
Üsküdar Üniversitesi – Otopsi Yardımcılığı Mezunu

👏👏👏👏
Kalemine sağlık canım dostum gözlerim doldu bu kadar güzel anlatılabilirdi halleri 🥺
Bir daha böyle üzüntülere gark olmamak, böyle acilarla muhatap olmamak duasıyla…