19 Mart 2023

Hatay’dan Güncem

Yazar: Merra Nur ÖZÇELİK

13 Şubat

Bugün bi’ yola çıktık. Ruhumdaki acıya ne denli ilaç olur bilmiyorum ama bir şeyler yapabileceğim hissi bir nebze hafifletiyor çaresizliğimi…

Öyle ya çaresi olan boş dertlerime ne kadar gereksiz üzülmüşüm, nasıl da küçükmüş dertlerim.

Oysaki göğsümde taşımak zor geliyordu.

Bazı yollar nereye çıkar bilmeden gidersiniz, sadece gidersiniz. Öyle bir yoldayım şimdi.

Yıkık dökük harabelerden geçtim; kim bilir ne hayaller ile kurulan yuvalar… Şimdi hepsi yitip gitti.

İlk durağımız mezarlık.

Her cesetle karşılaştığımda insan ruhunun muazzamlığına hayret ediyorum çünkü ruhunu terk eden bedenlerin vahimliği beni hep çok korkutuyor.

Bunca insan o gece yarına hangi planları kurarak uyudu kim bilir?

Belki çok mutluydu, belki en uzun gecesiydi, belki de uyku tutmadı da bekledi kıyametini.

Ufacık bir çocukla karşılaştım, hala gülümsüyordu. Düşünüyorum da bazı çocuklar çok da şanslı olamıyor. Şimdi soğuğa bırakacağım kendimi. Bir ölüm matemi var bu şehirde, belki de bir değil… Yarın uyanır mıyım? Meçhul; aynı onlar gibi.

 

14 Şubat

Bu güne Sevgililer Günü güzellemesi yapabilirdim ya da muhtemelen küçümseyebilirdim ama nedensizce ağrıma gitti bugün.

Kırık, yarım kalan kalplerin bugün enkaz başında bir umut bekliyor olması genzimi yakıyor.

Bu günü nasıl geçireceklerini bile günler öncesinden planladılar belki de.

Fakat planlar dünde kalıyor, yarın bu kadar muammayken.

Önüme bir kız çocuğu geldi bugün. Yitik bir bedende görünce onları, hayat dolu hallerini hayal edip tekrar tekrar mahvoluyorum.

Şimdi savunmasız, yapayalnız…

Gece konteynırımızın anahtarı kayboldu. O sebepten iş yoğunluğunun üstüne uzun süre dışarıda bekledik.

Bir nebze Allah bize bir ders veriyor diye düşündüm; evsiz barksız kalmanın dersi…

Kıymet bilmeli diye düşündüm; sevip sevmediklerimizin, evimizin, sıcak bir çayın ya da bir battaniyenin… Elimizdeyken verilmesi gereken ne çok kıymet var. Hayat geç kalınacak kadar kısa.

 

 

19 Şubat

Şimdi veda ediyorum bu şehre. Şehir demek için gerekli tüm sıfatlarını kaybetse de.

Sabahında mezarlığa gittim. Uzun uzun numaralarda gezdi gözlerim.

Empati kurmanın yoruculuğu ile tekrar tekrar tanışıyorum.

Kendime bir numara alıp yatıyorum mezara; kimsesizim, öylece yapayalnız. Hazırlıksız bir anda göçüp gittim buralardan.

Tanımadığım bir sürü insan var yanımda.

Oysa ne çok plan ne çok hayal sığdırmıştım yarınlarıma.

Yollarda harabeler var, yıkılan evler var; yitip giden ömürler, ulaşılamayan yaşlar…

Şimdi tüm bunları geride bırakıp devam edeceğim yaşamaya çünkü insan devam eder.

Sıcak evime rahat yatağıma ulaşacağım.

Benim başıma gelene kadar sefasını süreceğim yaşamımın değil mi?

Ateş düştüğü yeri yakar çünkü.

Ama böyle olmayacak. Ateş düştüğü yeri yakmasın artık.

Ateş ülkeme düştü. Minicik çocukları, gencecik hayatları yaktı.

Anaları evlatsız, çocukları ailesiz bıraktı.

Ateş seni de yaksın beni de.

Kalkıp koyulalım işe.

Ağzından İbrahim’e su taşıyan bir kuş olmak yok mu kaderimizde?