Hoşgörüyü Buldum – 1
Ben hoşgörüyü gördüm;
Ben hoşgörüyü bir su damlacığını indiren bulutun, onca şükürsüzlüğe rağmen insanı hoş görmesinde gördüm.
Gecenin karanlığından sonra sabahın selametine el sallıyordu yıldızlar. Güneş de ufak bir tebessümle nöbeti devralıyordu aydan. Rüzgar ise umudu taşıyordu sırtında. Her insana, her ülkeye, her kıtaya serpiştiriyordu umudun tatlı esintisini. Bulutlar yumuşak, alçak gönüllü kalbiyle selamlıyordu evreni. Ondaki hoşgörü, Efendimiz aleyhisselâmın hoşgörüsüne benziyordu. En hoşgörülü bulut dünyaya kucak açıyordu…
Önceleri insanlara bolca su veriyor, güneşin zararlı ışınlarının bile yeryüzüne dağılmasını engelliyordu. Zamanla günler, aylar, yıllar birbirini kovaladı. Dünya değişmeye başladı. Bunlara sebep ise insanoğlunun ta kendisiydi. Artık eski düzeni bozmuşlardı. İş öyle bir noktaya gelmişti ki yağmur damları, insanoğlunu görmemek için buluta yalvarır olmuştu. Nedeniyse bir damlası dahi binlerce şükür gerektiren suları, çokça israf edip hor görmeleriydi. Bu durumu yağmur damlaları nasıl hoş görebilirdi?
Bulut, uzun bir süre izlemişti insanları fakat içlerinde en ufak bir korku bile yoktu. Bu da bulutu oldukça rahatsız ediyordu. İnsanoğlu yumuşak kalpli, hoşgörülü, tertemiz bulutu bu meziyetlerinden adeta alıkoymak istercesine davranıyordu. İşte böyle böyle bulut da tatlı serinliğiyle dünyayı rahatlatmayı düşünmez olmuştu. Dünyada artık ne toprak kokusu ferahlatıyordu insanı ne de rengarenk gökkuşağı. Tüm kâinat yağmurun olmayışıyla kirlenirken bulut da bu kaderden payına düşeni alıyor, kendisi de gün geçtikçe kararıyordu. Neyse ki bu durumu kendine dert edinen bir su damlacığı, bir süre sonra korkusuzca bulutun önüne çıktı, “Dünyada hoş görmeyenleri, sen de gökyüzünde hoş görmüyorsun!” diye haykırdı. Su damlası oldukça haklıydı, bulut hoş görmemeye devam ederse hem eski güzelliğini kaybedecek hem de dünyayı karanlığına terk edecekti. Bu onun ilk imtihanıydı. Gökyüzünün sultanı bulut hatasını çok geçmeden fark etti. Yağmurlarını yeniden yeryüzüne indirmeye başladı. Şefkatli kucağında özenle muhafaza ettiği yağmur damlalarını tüm cömertliği ve hoşgörüsüyle feda etti. Lakin insanlar yine bu durumu görmezden gelip şükürsüz davrandılar. Onlarda her şeyden bol miktarda olduğu için yağmuru hor görmeye devam ettiler. Su damlaları da insanlardan şikâyetçiydi. En sonunda bulut dayanamayıp adeta tüm dolmuşluğunu, içinde tuttuğu gözyaşlarını dünya anlasın diye öylece gönderdi. Bu onun ikinci imtihanıydı, giderek zayıflamaya başlamıştı. Olan ufacık su damlalarına olmuştu. Dünyanın eski dengesi bozulduktan sonra artık yeni düzen buydu. Yağmur şiddeti öyle fazlaydı ki her yerde felaket yaşanıyordu. İnsanlar çaresizlerdi; kimileri yardım bekliyor, kimileri ise onlara yardımcı olmaya çalışıyorlardı. Bazılarınınsa elinden sadece dua etmek geliyordu, bu can pazarında. Her şeye rağmen bulut bir süre sonra durulmuştu. Onun gözyaşlarını dindirende sadece hoş görüsü olmuştu. Yeryüzü mutluyken gökyüzü mutsuzdu. Gökyüzü aydınlıkken yeryüzü karanlıktı. Mutlaka ikisinden biri diğerini hoş görmeliydi yoksa dünya her ikisi için de yaşanılmayacak bir yer olurdu. Bulut da bu vazifeyi, Rabbinin insanlığa merhamet edip emretmesiyle üstüne almıştı.

Hayatımız içerisinde telaştan yanımıza almayı unuttuğumuz sevinçlerden kalp yarası kederlere kadar birçok duyguyu barındıran ve doğduğumuz andan itibaren yaşamımızın tümünü kaplayan tek bir ihtimal, tek bir son üzerine kurulmuştur. Bu ihtimalin mükafat ve ukubetleri ise bizim elimizdedir. Ben Özge, en güzel mükafata ulaşmaya çalışıyorum, bana dünya küçük diyorlar öyleyse siz neredesiniz?

İlgi ve emeğinizden ötürü teşekkür ederim yazı yazmaya devam edeceğim.