14 Temmuz 2026

Kalbimin Hirası

Yazar: Şerife KULU

Allah her kulunu çeşitli meziyetlerle donatmıştır. İnsanoğlunun kendini keşfetmesi ise belki de yıllarını alır. Kimimiz güzel resimler çizer, kimimiz güzel sesiyle şarkılar söyler, kimimiz ise susar ve yalnızca kalemiyle konuşur. Kuran’ı Kerim’de “Allah kuluna düzgün bir şekil verip ona ruhundan üflemiştir” (Secde 8/9) ayetini ilk okuduğum vakit ise bize atfedilen özelliklerin,  Allah tarafından bize üflenen ruhumuzda var olduğunu düşünmüştüm. (Allah’u alem-en doğrusunu şüphesiz Allah bilir.)
Gençlik yıllarımın başında, yazmanın ve kelimelerin “kalemimden” değil kalbimden geldiğini fark etmiştim. Yıllar geçtikçe, yaş aldıkça Allah’ın kalbime ve ruhuma üflediği tohumları sulamadığım için kelimelerim zamanla tükendi, yazamaz oldum. Kalbimin derinliklerinde ise bana seslenen bir yer vardı. “Hira” …
Kalbimin Hira’sı… Peygamber Efendimiz (sav)’in yaşadığı dönemde, Mekkeliler’den biraz uzaklaşıp yalnız kalarak ruhuna üfleneni bulabilmek için sığındığı yerdi Hira Dağı. Benim Hira’m ise kalbimdi. Fakat kalabalıklar ve hayatın hengamesiyle birlikte kalbime ne uğrayabildim, ne okudum, ne de yazdım yıllarca. Ekilen tohumlar ölmedi fakat yeterince sulanmadığı için hep saklı kaldılar. Aradan yıllar geçti büyüdüm; meslek sahibi oldum, eş oldum, anne oldum derken kalabalıklardan ve insanlardan boğulmaya başladım. Kalbimdeki anlam arayışı seslerine daha fazla duyumsamazlıktan gelemezdim fakat nereden başlayacağımı hiç bilmiyordum. Derken 7 Ekim 2023 tarihinde Gazze/Filistin direnişiyle birlikte gözlerimi yeniden açtım sanki dünyaya. İnsanlık gözler önünde ölüyordu hatta bu yeni değildi, yıllarca devam eden bir zulmün sesi o sabah mücahitlerin cesareti ile yeniden uyuyan kalpleri uyandırmak için harekete geçti. Ben ise sanki o sabah yeniden doğmuşum gibi; Gazzelileri tanıyor, Filistin topraklarına olan merakım artıyordu. Onların imanına hayret ediyordum. Müslümandım evet ama galiba sadece kimlik belgemde. O dönemde aynı zamanda çok yoğun çalışıyor ve nöbet tutuyordum. Her işe gittiğim de insanların “anlamsız” dertlerini dinleyip “Gazze ölüyor; insanlar, çocuklar, kadınlar ölüyor. Kendinize gelin!” diye haykırmak istedim ama bunun oradakiler için bir anlam ifade etmeyeceğini düşündüğüm için vazgeçtim. Hem de her şeyden vazgeçtim. İşimden, kendimden, insanlardan… 6 ay ücretsiz izne ayrıldım ve kalbimin Hira’sına çekildim. Yalnızlıkta şifa aradım, derdime deva… Gazzelilerin sesini elimden geldiğince sosyal medyada ve çeşitli platformlarda yazarak duyurmaya, batıl olanı boykot etmeye ve dualarımla onlara yardım etmeye çalıştım, çalışıyorum. Yalnızlık bu yüzden bana şifa oldu, kendi benliğimi yeniden bulmamı sağladı. Aslında burda göz ardı edilen bir durum var; yalnız değildim sadece yaratılan beşer ile bir arada değildim, Yaratıcı’ya sığınarak Hira’ma çekildim, tıpkı Allah Resulü’nün yaptığı gibi…
Sözün özüne gelecek olursak, şimdilerde otuzlu yaşlarımın başında yeniden okumaya ve yazmaya gayret ediyorum. Tabii ilk önce “okumaya”. Çünkü Peygamber Efendimiz(sav)’e yalnızlığın içindeyken verilen ilk emirdir “Oku”. Karanlıklıkları aydınlığa çağıran bir nurdur.
Benim de yeniden Hira’ma çekildiğim vakit Allah ile yalnız kaldığım da ruhuma üfleneni yeniden bulmama yardım eden bir çağrıdır, Rabbim’e binlerce kez şükürler olsun. Ruhumuza üflenen nur hiç sönmesin, kalbimizin hirası hiç kapanmasın…