18 Nisan 2023

Muhakeme Paresi

Yazar: Fatıma Nur ÖZBAY

İnsanın yaratılış mayası hub idi. Maya eksildikçe insanın arayışları, varamayışları arttı. Aşk yaşamın bir paresi olduğu gerçeğini, beklentilerle süslü düşleriyle unuttuktan sonra, önce kendine sonra ise aşka gurbet düştü.

“Nerede değilsem orada iyi olacakmışım gibi gelir.” diyordu şair.

Muhatabına sunduğu bir serzeniş mi, yoksa kendi iç çekişmesi mi bilinmez. Velakin her yadırganılan yerin bir müsebbibi olmalı değil miydi?

Bilinmez…

Kişinin bulunduğu yerden gitmek isteme sebebi huzur eksikliğidir.

Huzur insanın temel ihtiyaçlarının içinde yer almakla birlikte, yaşam pusulamızda yönümüzdür. Nerede huzur bulma ümidi olsa oraya varmak ister. Yollar değişse bile güzergâh değişmez. Bazen yanlış yolda ömrün yarısı gider. Kalbin sesi akla galip geldiği vakit, vardığın yer yaşamın baş kenti huzurun olur.

İçteki karmaşa ruhun sancısı vururken dile, dökülüyor şu mısralar beyhude geçen ömre:

“Sadrım can çekişiyor şu vakit.

Ve gönlüm hicran dolu mateminde

Vefa (ıssızlık) sarmış tüm benliğimizi

Vefasızlık var ziyadesiyle

Issızlık ise reçetemiz ömrümüzce”

Yanlış yolda gidilen zamanda birçok durak vardır. O duraklarda huzuru ümit ederek kendi benliğimize gurbet düştük. Huzur yalnızlıktadır zannı ile veda ettik.

Yalnızlığı dost edinmiş virane gönül peki ya kendi ayinemiz?

İnsan önce kendi yansımasına bakmalı. Tüm saydamlığı ile kendini muhakeme edebilmeli. Ancak biz saydamlığı fuzuliyet adı altında yıllarca bir kenarda beklettik. Ruhumuzun sessiz serzenişlerini duymaktan kaçıp kendi benliğimize gurbet olduk.

Peki ya eller n’apsın bu varamayışları?

Gurbet çekiyor bu can.

Kaçmak, kaçmak ve varamamak. İnsan önce kendisine varmalı değil miydi?

Aşk yaşamın bir paresi demiştik. Peki kendi ayinesinden bihaber olan insan aşka yolu düşer mi?

Düşer.

Aşka gurbet yolu düştüğü vakit sadrımıza bir ok peydahlanır. Başlar kanamaya oluk oluk akar hasret ellere. Yüzde aynın teri sadırda aşkın gurbet hali.

Ne demişti Mevlâna;

“Yürek yorgun düştü mü, ter gözden akar.”

Beklentiler zorbalığa uğradığı vakit aşktan da kaçtık. Zariflikle yaklaştığımız yerden zorbalık görünce sessizce veda ettik.

Aşk yaşamın paresi derken pare pare koptu, o aşktan geriye kalan yalnızlığına tutuldu. Huzur gurbet yerlerde dedi bu sefer. Ellerde bulamadığı huzuru yerlerde aramaya başladı. Velakin beyhude…

Kendi gurbet yolunu gözlemeli insan. Bu gurbet ne yerlerde ne de ellerde. Bu gurbet kendine…

Mazi denilen açık yara elem verici bir şekilde ruhumuzu emmekte. Belki de bundandır tüm arayışlar ve varamayışlar.

Mayamız hub idi. Maya eksildikçe arttı arayışlar ve varamayışlar. Değer kavramını beklentilerle süsleyip düşler kurduk. Oysa bize o nadide değeri sevgiyi yaratılışımızın özünde Allah (c.c) vermişti. Değer kavramını kendimiz yıktık. Benliğimize gurbet olduk. Belki de elemden kaçıştır bu arayış. Unuttuğumuz değerimizi elemle birleştirip yıllarca gurbet yolu ya gezdik ya da düşledik. Bazen huzuru aradık bazen ise tüm zarifliğimizle inşa ettiğimiz huzuru aşk ile taçlandırmak istedik. Zariflikle yaklaştığımız kalpten zorbalık görünce aşktan da kaçtık.

“Hangi gurbet iline düşersen düş, dönüp dolaşıp geleceğin yer yine elemindir.”

İnsanın en büyük elemi ise mazisinden arda kalan içteki o hissiyat şelalesidir.

Yüreğe nakşolunan hissiyatlar daimdir.

Veda ettiğimiz yerlere dönmeyiz zannettik. En güçlü vedayı benliğimize yapıp gurbet ellere ve yerlere düştük.

“Fani vedalar içinde kalan, baki hakları unuttuk”

Oysa fani olan yaşamın vedaları da fani olmaz mı?

Aşka gurbet, canı canandan ayırmaz mı?

En büyük hakkı kendimize girdik. Bâki kalan haklar yüreğe yük vicdana elem verir. Ve dönüp dolaşıp gelinen yer yine elemdir.

“Ve insan en çok kendine gurbettir.”

Yadırganılan yerin bir müsebbibi olmalı demiştik. Kendi benliğimizin müsebbibi kimdir o halde?

Yüzleşmeli insan!

Hayatın bize sunduğu yaşam parelerini kabullenmeli.

Serzenişlerin en büyüğü kendimize olsun. Gurbet yolları benliğimizde son bulsun. Biz aşkta değil, aşk bizde hayat bulsun. Ümidimiz her zaman daim olsun.

Vesselam…