28 Mayıs 2022

Nadide

Yazar: Şefika Nur KOCAAĞA

Günlerden Cuma. Nadide okuduğu şehre dönmesine iki gün kala çok sevdiği dostu Nazen’le buluşacaktı. Sabahın aydınlığına heyecanla gözlerini açarak hazırlanmaya koyuldu. Telaşla oradan oraya koşturan Nadide’nin takırtısına uyanan annesi ise yüzünde oluşan tebessümünü gizleyemedi.

“Nazen’e midir bu kadar heyecan?”

Küçük bir çocuk gibi annesine kıkırdayarak bakan Nadide ‘evet’ mânasında salladı kafasını. Kavuşacağı ânı düşündükçe sevinç kaplıyordu içini. Otobüste giderken tüm yorgunlukların, uykusuzlukların dahi dost kapısına varınca nasıl da unutulduğunu düşündü. Ne güzel şey bu dost yüzü…

Duraktan indi ve karşısında canpâresini gördü. Sanki olduğundan daha da uzağa yetebilecekmiş gibi açtı kollarını ve sımsıkı sarıldı ona. Hayatın bir insana sunduğu armağanlardan biri de dostluk değil midir? Aramakla bulunmayan ama zor zamanlarımızda da karşımızda beliriveren o renkli kapı… Nadide ve Nazen yürümeye başladılar. Hem yürüyorlar hem de hararetli bir şekilde birbirlerine anlatmak için biriktirdikleri konular hakkında konuşuyorlardı. Nazen birkaç işinin olduğunu söylemişti. İkisi birlikte kırtasiyeye girdiler. Kendini geliştirmek için eğitimler alan, boş durmayan Nazen’in bu telaşları Nadide’nin çok hoşuna gidiyordu ve her zaman ona “Sen azimle çalıştıkça senden güç alıyorum.” diyordu. Ruhlarının sıkı bir birliktelikle yürüdüğünü, birbirlerini o kadar coşkun bir sevgiyle seyrettiklerini her defasında daha da fazla anladıkları yerdi ‘güç’lük.

Nazen yeni aldığı eğitim için gerekli olan bazı fotokopileri görevli yardımıyla çıkartırken kapıdan içeriye orta yaşta bir adam girdi. Nadide ile Nazen’i görmezden gelerek ders notlarını alan görevliye kendisinin işini halletmesini ve sıradaki bu iki kızın taleplerini daha sonra karşılamasını belirterek bekleyemeyeceğini söyledi. Nadide bu sözlere karşılık hem şaşkın hem de kırgındı. “Beyefendi, bu yaptığınız hiç doğru değil. Size ders vermek değil amacım fakat siz büyükler hakkı, sabrı ve saygıyı bilmedikçe biz gençler nasıl öğreneceğiz? Doğru yolu bulabilir miyiz? En azından bir ricada bulunabilir veyahut izin alabilirdiniz bizden. Sıramızı verirdik. Böylece siz hakka girmemiş, biz de sizin yaptığınız inceliği örnek almış olurduk.” diye geçirdi Nadide içinden. Bu sözleri dile getirmeye cesareti yoktu. Ailesi küçüklüğünden bu yana ona haklı da olsa susması gerektiğini öğretmişti. Çünkü ailede bu davranış saygısızca karşılanırdı.

Bir gün gerçekten cesaretli biri olacağına inanıyordu. Kimseden çekinmeden hakkı, doğruyu dile getirme cesaretini kendinde bulacağına…