11 Nisan 2026

Refik-i Âlâ

Yazar: Şerife KULU

Kutsal topraklara yolculuk için hazırlık yaparken kalbimdeki ve ruhumdaki en temel telaşe, Kabe’yi gördüğüm an edeceğim “ilk” duamdı. Çünkü bu özel ve kutlu an için edilecek ilk duanın önemini ve ehemmiyetini hepimiz biliriz zira kabul olacağına dair inancımız sonsuz…
Günlerce düşündüm. Bu esnada bir diğer hazırlığım ise Efendimiz’in hayatını daha kapsamlı bir şekilde öğrenmekti. Bunun için “asrı saadet radyo tiyatrosu” tavsiyesi ile yaklaşık 160 bölümlük bir seriyi dinlemeye başladım. Her bölümde kalbime ufak ufak izler bırakan anlar oluyordu. Sonlara yaklaştıkça özellikle Peygamber Efendimiz’in vefatından hemen önce ettiği duayı duyduğum vakit oturup ağladım. Biz ümmeti için, gelecek nesli için dua ediyordu. Daha sonra ise kendisi için “Refiki Âlâ” ya kavuşma duası…
Gül kokan bir peygamber… Asırlar öncesinde yaşamış ve bize “kardeşlerimi çok özlüyorum” diye seslenip dua etmişti. Gelecek günlerin ne kadar zor ve sıkıntılı olacağını, yanımızda olamasa da bizlere güç vermek için kardeşlerim deyip Allah’tan bizler için yardım istemesi…. Karar vermiştim sonunda edeceğim duaya. Çevremde umreye gideceğimi duyan herkes bana ne dua edeceğimi soruyordu. Utana sıkıla “Refik-i Âlâ’ya kavuşma duası edeceğim” diyordum. Refiki Âlâ…
En güzel ve özel ahiret makamı… Ona layık değildim, o yüzden utanıyordum ama içimde de hep bir ümit vardı. Rabbim’e kavuşacağım gün için dua etmek benim nezdimde bu yalan dünyanın nimetlerini istemekten önce geliyordu, çünkü biliyordum ne kadar yaşarsak yaşayalım bize yazılan bir “son” vardı ve ona hazırlık yapmak için gönderilmiştik. Bende bu kutlu yolculuğum için ilk önce ahiret saadeti istemiştim. Çünkü ahiret saadetimin iyi olması bu dünyadan geçiyordu. Yaptığımız iyilikler, ibadetler heybemize yazılacak onlarla birlikte göç edip gidecektik. Aldığımız evler, arabalar dünyaya ait olan her ne varsa, dünyada kalacaktı. Ve o ilk an, sessizce fakat kalbimden kuvvetli bir şekilde “Lebbeyk! Rabbim ben geldim! Beni de Refiki Âlâ’ya kavuştur!” diyebildim… Kabenin tam karşısında eşim, evladım ve canım babamla birlikte ilk duamızı ederken yüreğimden yaşlar süzülüyordu. Babam sayesinde bu dünya hayatı için de edeceğimiz dualarımızı ettik. Umremizi tamamladıktan sonra içtiğim zemzemin tadı hala damağımda… İşte bunlar da Rahman’ın bana dünya saadeti için sunduğu nimetlerdi.
Aradan günler, haftalar hatta aylar geçti ama ben hala Kabe karşısında ettiğim duaları Rabbim’in bir hikmeti olarak hayatıma nakşedilişilini izliyorum, yaşıyorum, hissediyorum…
Hasıl-ı kelâm, yer-gök dua üzerine der büyüklerimiz. Biz de bu öğüdün gölgesinde, ömrümüzü geçirmek ümidiyle…