“Sen Özgürsün Kardeşim”*
“Suriye’nin, Filistin’in ve Doğu Türkistan’ın; Özgür ve Şerefli Direnişçi Halklarına…”
Suriye devriminin üzerinden bir yıl geçti. Bu cümle, henüz on yedi yaşındaki bu Türk kızı için bile çok anlamlar taşıyorken özgür Suriye halkı için ne derin manalara geliyor, çok iyi anlıyorum.
Fakat ben bugün sizinle Suriye’de on dört yıl boyunca yaşayananlardan ve devrim sonrası süreçten bahsetmeyeceğim. Hadiseye başka bir pencereden bakarak farklı bir konuyu ele almak istiyorum.
Devrimle ilgili beni en etkileyen durumlardan biri, 8 Aralık 2024’te Şam kurtulmadan aylar önce annemin (ömrünün on dört yılı Suriye’de, Suriye’yle ve Suriyelilerle geçmiş olan annemin) bana “Belki ben göremeyeceğim ama Suriye’nin özgürlüğünü sen ve evlatların göreceksiniz inşallah.” demesiydi. O bana bunu dedikten birkaç ay sonra Esad devrildi ve Suriye halkı hürriyetine kavuştu. Anneciğim özgür Suriye’ye gitti, yıllarca mücerret bir şekilde hasretini çektiği şehirleri gördü. Özgür Suriye’nin belgeselini çektiler bu defa. Ve hepimizin dilinde aynı dua: “Özgür Hama’yı, Humus’u, Halep’i, Şam’ı gördük; Allah bize özgür Gazze’yi, Kudüs’ü, Mescid-i Aksa’yı görmeyi nasip eylesin!..”
Biz Suriye’nin bir gün özgür olacağına dair umutlarımızı hiçbir zaman yitirmedik. Kendi halkına akla hayale gelmeyen işkenceler ve zulümler yapan katil ve soykırımcı Esed’in bu topraklardan defolup gideceği günün geleceğininden hiç şüphemiz olmadı. Hiçbir zaman vazgeçmedik fiili-kavli dualarımızdan. Alemlerin Rabbi’ne hamdolsun ki; olmaz, dedikleri oldu ve bugünlerde özgür Suriye’nin hürriyetinin ilk yılını kutluyoruz. Darısı Filistin’e, can Doğu Türkistan’a ve tüm diğer mazlum coğrafyalarımıza inşallah.
Allah bize böyle bir zafer göstermişken biz nasıl bir gün Filistin’in, Doğu Türkistan’ın zaferini görmekten ümit kesebiliriz ki? Oralara nasıl kaybedilmiş topraklar olarak bakabiliriz ki? Filistin’de 1948’de evlerinden sürülen insanlar hâlâ bir gün geri döneceklerini inancıyla anahtarlarını saklarken biz nasıl umudumuzu kaybedebiliriz ki!?. Bunları söylediğimizde bazı insanlar dünya siyasetinden, dengelerden, bizim mevzuya gerçekçi bakmayışımızdan vesaire dem vurarak hayallerimizi yıkmaya uğraşıyorlar. Derdim niyet okumak değil, haddim de değil. Fakat bu bakış açısının niçin bana göre doğru olmadığını açıklamak istiyorum.
Bize romantiksiniz, diyorlar. Realiteden uzaksınız, diyorlar. Evet, topraklarımızın ve halklarımızın hürriyeti için tükenmeyen umutlarımız ve bitmeyen hayallerimiz var. Ama bu hayalleri bulutların üstüne değil, sağlam temellere bina ettik biz. Bilinçli bir romantizm bizimkisi:)
Saha gerçeklerinden haberimiz var; tarihi, kültürel, sosyolojik, siyasi ve hatta askeri gerçekleri açık, apaçık görüyoruz. Fakat tüm bunlara karşı “خَيْرُ الْمَاكِر۪ينَ۟” yani tuzak kuranların en hayırlısı olan Allah’a imanımızla tutunuyoruz özgürlük düşlerimize.
Müsadenizle kıymetli hocamız Taha Kılınç’ın “Alem-i İslam’a Nasıl Bakmalı?” yazısında bu konuya ilişkin yazdıklarından bir kısmı alıntılayarak bahsi kapatmak istiyorum:
“İnsan hayal kurmadan yaşayamaz ve hayata tutunamaz, doğru. Ancak hayaller fazla kaçırıldığında, bu defa insan günün vazifelerine ve yapabileceği şeylere odaklanamaz hale gelir. O halde şöyle diyebiliriz: Hayal kurmaya evet, ancak İslam coğrafyasına sadece hayal penceresinden bakmaya hayır. Gerçekler canımızı sıksa ve hoşumuza gitmese de gerçekçi bakışı yitirmemek durumundayız. Aksi halde, coğrafyaya dair algılarımız ve kanaatlerimiz sadece zanlardan ve temennilerden ibaret kalır.”**
Özgür Filistin ve Doğu Türkistan’da buluştuğumuz günlere dek;
Yolda kalın, yolcu kalın, selametle kalın!
* “Ahi Ente Hurrun” ezgisinden alıntıdır.
**KILINÇ, T. (2023) Alem-i İslam Yazıları/Bilâdüşşâm, Ketebe Yayınları, İstanbul.

Kendi içinde mısraların ve kelimelerin talebesi. Dışarıda Görsel İletişim Tasarımı öğrencisi. İkisini kavuşturup Türk televizyonları için dizi senaryoları yazmak istiyor.
