Sene 2017, Aylardan Eylül
Gül fidelerinin bakımını yapmak için kapıya çıktı. Üzerinde çiçekli bir bluz, lacivert bir etek, ayağında yeşil papuçları, başında boncuklu bir yazma. Merdivenleri eskiden üçer beşer atlayarak inen ayakları şimdi sadece sürüklenebiliyordu peşi sıra. Yaşlılık, yaşanmışlık, çürümüşlük vardı ruhunun her zerresinde. Yaş almak değildi esasında yaşlanmak, yaşından fazla yükleri omuzlamaktı. “Olgun” sıfatına iliştirilmiş bir bahaneydi yaş! Bu, ölçü tartı hesabına gelecek bir şey değildi zira. “Şu kadar yaşarsan olgunlaşırsın!” yahut “Erkek şu yaşta, kadın bu yaşta olgunlaşır.” hepsi hikâye, külliyen hikâye… On yaşlarında bir çocuğu düşünün yol kenarında taşın üzerine çökmüş, önünde boya takımları, eli yüzü, üstü başı boya içinde, kendisi ekmek kavgası peşinde. Evine iki kuruş para götürme derdindeki bu çocuk nihayetinde erişmiştir bazılarının 25 bazılarının 30 yaşında beklediği olgunluğa. Olgunlaşmak bilinçlenmektir çünkü, kendinin ve dünyadaki diğer canlıların, yaratılmış olmanın, kul olmanın, aciz olmanın farkına varmak.
Merdivenleri inerken zihnine üşüşen bunca felsefi düşünceden sıyrılmaya çalıştı. Pek mümkün değil gibiydi düşünmemek. Düşünerek, aklederek sıyrılmaya gayret ediyordu buhranlarından. Bir de şu düşündüklerini eyleme dönüştürebilseydi değiştirebilirdi belki, bütün dünyayı olmasa bile birkaç insanın iç dünyasını…
Eğildi güllerin dibine, usul usul dualar indirdi toprağın derinliklerine. Küçük bir çocukla ilgileniyormuşçasına şefkatle baktı ‘gül’e ve gönlü kalmasın diye ‘diken’e.
Vazifesinin tamamladı, başını kaldırdı semaya o eşsiz maviliğe doymayı tahayyül etti. Hasretini bakarak dindirmeyi. Gözlerine bir buğu düştü. Bulutlar gelip kirpiklerine dayandı. “Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden…” mısralarını mırıldanarak çıkmaya başladı basamakları, ağır ağır…

36 yaşındayım. Evliyim ve Allah bağışlarsa bir çocuk annesiyim. Sakarya Üniversitesi Yeniçağ Tarihi Anabilim Dalından 2019 yılında mezun olurken eğitim hayatında jübilesini yapan fakat öğrenmekten asla vazgeçmeyen bir öğrenme aşığıyım. Yazma eylemine 15 yaşlarında başlamış hayat yolculuğumda okuma, yazma ve gezmenin bir bütün olduğunda nasıl faydalı bir işlevi olduğunu görmüş biriyim. Türkiye’nin yarısından fazlasını gezip görmüş bir arkadaşımın deyimiyle Gezen Semaver’im. (Dadaş olduğumu söylemeyi unutmuşum) Bu kadar. Beni tanıdığınıza umarım memnun olursunuz.

Tebrik ederim
teşekkürler 🙂