Teslimiyet
Hava iyiden iyiye kararmıştı. Etrafına baktı ama sadece ağaçları görebiliyordu. Yolun nereye gittiğini ya da yoldaki tehlikeleri göremiyordu. Korktu. Soğuk terler döküldü yüzünden. Şimdi ne yapacaktı? Nereye gidecekti? Sabah olmasını mı beklemeliydi. Etraftan kurt sesleri geliyordu. İrkilmişti ya yakınlarda kurt varsa ne yapacağım diye düşündü. Ya karanlıkta düşe kalka yürüyecekti ya da sabaha kadar teyakkuzda bekleyecekti. Arasında seçim yapamadı. Baykuş seslerini dinleyerek çaresizce gökyüzüne baktı. Ay o kadar güzel parlıyordu ki keşke yeryüzüne inebilse de yolumu aydınlatsa diye düşündü. Bir süre ay ve yıldızları izledi.
Karnından gurultular geliyordu. Acıkmıştı. Sırt çantasını açtı. Yarım kalan bir sandviç, bir paket bisküvi, bir şişe su vardı. Sandviçi yedi ve biraz su içti. Kalan yiyecek ve içeceğini sonraki güne sakladı. Tabii onun için sonraki gün olacak mıydı orası muamma. Köyden onu aramaya gelen olur muydu acaba? Yokluğunu fark etmişler miydi?
Köyde tek başına yaşıyordu küçük bir evde. Komşuları vardı ama kıza pek önem vermiyorlardı. Tuhaf biri diyerek çocuklarını da yaklaştırmıyorlardı. Sadece bir kişi onun yanına geliyordu: Komşunun altı yaşındaki oğlu Reha. Reha onu ablası gibi görüyordu. Gizlice gidip onunla sohbet ediyordu. Çarşıdan ihtiyacı varsa alıyordu. Beraber oyunlar oynayıp eğleniyorlardı. Tek umudu Reha idi. Ama bir çocuğu dinleyip ararlar mıydı ondan çok emin olamadı. Köydekiler genelde kendi gibi düşünmeyenlere, davranmayanlara önce baskı yapıyorlar. Eğer istedikleri olmazsa da o kişiyi yok sayıyorlardı. Sadece kendi duygu ve düşüncelerine önem verirdi bu insanlar. Kendilerinden farklı düşünenler hata yapıyordu. Ve bu kabul edilemezdi. İşte o yüzden kızın hayatını da kontrol etmek istiyorlardı.
Kız tüm bunları düşünürken bir ses duydu. Ayak sesleri geliyordu. Sonra bir ışık gördü. Gittikçe yaklaşıyordu sesin ve ışığın kaynağı olan şey. Korktu, neydi bu ses ve ışık? Beklemekten başka yapacağı bir şey yoktu. Ömrü beklemekle geçmişti zaten. Eli kolu bağlı beklemeyi hiç sevmiyordu. Ama işte hep bekleyen oluyordu. Anne ve babasını bekledi. Köydekilerin onu anlamasını bekledi. Beklemek ne zor şey iyi biliyordu. Bu düşüncelere dalmışken elinde fenerle bir yaşlı adam yaklaştı yanına. Yaşlı adamı görünce rahatladı. Zararsız, kendi halinde biri gibi görünüyordu. Ama yine de tedirgin bir ses ile sordu kız: “Kimsiniz?” Adam yumuşak ve güven veren bir ses tonuyla konuşmaya başladı. “Benim adım Yuşa. Ormanda bir kulübede yaşıyorum. Meyve bahçelerim ile geçimimi sağlıyorum. Peki sen kimsin kızım? Bu saatte ormanda ne işin var?”
Saat kaç olmuştu acaba. Ormanda gezerken hiçbir şeyin farkında olmuyordu. Çekingen ve mahcup bir şekilde cevap verdi. “Adım Hümeyra. 3-4 km uzaklıktaki köyde oturuyorum. İkindi vakti ormana geldim. Yürürken vaktin nasıl geçtiğini anlamadım. Hava karardı ve sonra da fenerimin pili bitti, karanlıkta kaldım. Haliyle köye dönemedim.” Adam durumu anladığına dair başını salladı ve eliyle yolu işaret etti. Kız önde adam arkada yürümeye başladılar. Nereye gittiklerini bilmiyordu ama içi rahattı. Bu karanlık ve tehlikeli ormanda bir umut ışığı olmuştu Yuşa Amca. Bir süre yürüdüler. Sanırım yarım saat olmuştu. Nihayet kulübe göründü. Kulübede ışık yanıyordu ve bir siluet görünüyordu. Hümeyra merakla kulübeye yaklaştı. Yuşa Amca “Buyur kızım içeri gir, Asuman teyzen içerde” dedi. Uzaktan gördüğü siluetin Asuman Teyze olduğunu öğrenmiş oldu. Kapıyı tıkladı ve kapı açıldı. Karşısında pamuk gibi beyaz, şirin bir Teyze vardı. Sanki dünyanın en güzel şeyine bakıyormuş gibi gülümsüyordu Asuman Teyze. “Hoş geldin güzel kızım. Gel içeri otur çekinme” dedi. Hümeyra çekinerek oturdu divana. Etrafı incelemeye başladı. Duvarda asılı kanaviçe tablolara baktı. Sonra yanan odun sobasına gözü ilişti. Sobanın üstündeki çaydanlıktan duman yükseliyordu. Hümeyra dalgın dalgın çıkan dumanı izlerken Asuman Teyze “Kimlerdensin kızım?” diye seslendi, bir yandan da çayı demliyordu. Hümeyra kim olduğunu, nerden geldiğini anlattı. Daha fazla soru sormadılar. Asuman Teyze “Sen şimdi açsındır kahvaltılık bir şeyler hazırlayayım” dedi. Hümeyra zahmet etmeyin diyecekti ki saatlerdir bir sandviç ile durduğunu ve acıktığını fark etti. Asuman Teyze çoktan kalkmıştı ve mutfağa gitmişti. Biraz sonra elinde sini ile döndü. Zeytin, peynir, domates, salatalık ve ekmek vardı tepside. “Çayları dolduruver.” dedi Asuman Teyze. Hümeyra hemen kalktı ve sobanın üstündeki çaydanlığı aldı. O sırada Asuman Teyze yer sofrasını serdi ve çaylar da gelmişti. Sessizce yediler ve sofrayı kaldırdılar. Asuman Teyze’ye baktıkça içi huzur doluyordu. Bu samimi, nazik ve merhametli kadına hayran olmamak elinde değildi. Hayranlıkla ve huzurlu bir şekilde bakmaya devam etti. Yuşa Amca ve Asuman Teyze çok sakindi ve çok fazla konuşmuyorlardı. Ama sanki hal diliyle anlaşıyorlardı. Sözcüklere ihtiyaç duymadan bir duruşla, bir bakışla birbirlerini anlıyorlardı.
“Sen yorulmuşsundur kızım. Diğer odada döşek var, orada uyuyabilirsin.” dedi Yuşa Amca. Hümeyra teşekkür ederek odaya girdi. Odada bir döşek, bir dolap vardı. Döşek tam pencerenin önündeydi. Döşeğe oturdu ve gökyüzünü izledi. Ay yine bütün ihtişamıyla ordaydı. Yıldızlar boncuk gibi dizilmişti sanki. 1-2 saat önceki gökyüzüyle aynı gökyüzüydü baktığı ama farklı hissediyordu. Değişen bir şeyler vardı sanki. Her şey gözüne farklı görünüyordu. Ne oldu bana ne değişti diye düşündü. Beklentileri geldi aklına. Sürekli bekleyerek etrafındaki güzellikleri fark edemiyordu. Beklemek ona zarar vermişti. Hayattan, insanlardan bir şeyler beklemek hataydı galiba diye düşündü. Yuşa Amca ve Asuman Teyze geldi aklına. Onlar burada neyi bekliyorlardı? Beklentileri olmadığı için mi bu kadar huzurluydular? Beklentisizlik huzurun anahtarı mıydı? Hep yarın için hatta bir dakika sonrası için bile beklentideydi Hümeyra. Geleceği düşünmeden, beklemeden hayatı yaşamak mümkün müydü? Yarının kaygısı olmadan yaşamak çok güzeldir eminim ki diye geçirdi içinden. Peki bu huzura nasıl ulaşacaktı? Ne yapacağını bilmiyordu. Belirsizlik de beklemek kadar sevmediği bir şeydi. Hep bir şeyleri kontrol etme güdüsü vardı içinde. Bunlar olmadan nasıl biri olurum diye düşündü. Göz kapakları yavaşça kapanıyordu. Yorulmuştu, uykusu vardı. Daha fazla uykuya direnemedi. Ve onu bekleyen uykuya teslim etti kendini. Belki de tek ihtiyacı teslimiyetti…
1998 yılında Hatay’ın Erzin ilçesinde doğdum. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunuyum. İstanbul Üniversitesi Açıköğretim Çocuk Gelişimi 2.sınıf öğrencisiyim. Yazmayı, okumayı seviyorum. Kitap yayıncılığına merakım var ve kendimi bu alanda geliştirmeye çalışıyorum.

Teslimiyet hikâyesinin ana fikri çok anlamlı tamda bu devirde hepimizin kariyer,geçim gibi telaşlara kapılıp hayatı erteleyeşimizi, elalem ne der? İnsanlar hakkımda ne düşünür, ailem nasıl mutlu olur,çevremi nasıl hoşnut edebilirimi düşünmekten kendimizi sürekli erteleyeşimizi, kendi isteklerimizi göz ardı edişimizi sade, kısa ve öz bir hikayeyle anlatmış yazarımız. İnşallah yeni hikâyelerini de okumak nasip olur. 🙂
Çok teşekkür ederim.😊