Tiyatroda Bir Gece Yarısı
Ben Nazlı. Bu da kardeşim Zehra. Biz çok varlıklı, aynı zamanda çok da korumacı bir ailenin kızlarıyız. Ne istersek olur, her şeye paramız yeter. Annemiz, babamız çok iyi insanlar. Bizi çok severler ama kendi kendimize dışarı çıkmamıza asla izin vermezler. Eğitimimiz için bile eve özel öğretmenler geliyor. Kıyafet alışverişimiz içinse mağazalar istediklerimizi eve gönderiyorlar. Her şeyimiz olmasına rağmen bu denli korumacılık bizi çok mutsuz ediyor. Biz de yaşıtlarımız gibi sinemalara, tiyatrolara gitmek istiyoruz ama bu bizim ailede imkansız. Bu durum gitgide daha çok canımızı sıkmaya başladı. Bir gün Zehra ile gözümüzü kararttık ve internette afişini gördüğümüz Zaman adındaki bir tiyatro oyununa gizlice gitmeye karar verdik. Gösteri akşam saat 22.00’daydı. O gün Zehra ile yemekten sonra çok yorgun olduğumuzu, erkenden yatacağımızı söyledik ve odamıza çekildik. Bir filmde gördüğümüz gibi çarşafları birbirine bağladık ve birinci kattaki odamızdan aşağıya teker teker indik. Çok heyecanlıydık. Evimizin arka bahçesinin kapısında önceden ayarladığımız şoför bizi bekliyordu. Arabaya bindik ve bizi istediğimiz tiyatroya götürdü. Gösteriyi beklemeye başladık. On dakika, yirmi dakika derken bir saat olmuştu ve gösteri hala başlamamıştı. Artık sıkılmaya başlamıştık. Salonda da söylenen insanların sayısı giderek artıyordu. Yerimden kalktım. Oyuncuların kulisine doğru gittim. Kapı açıktı. İçeri şöyle bir bakıp yavaşça girdim. Bir de ne göreyim! İki oyuncunun cansız bedeni yerde yatıyordu. Gözlerime inanamadım, çok korkmuştum. Hemen Zehra’nın yanına koştum ve ona gördüklerimi anlattım. O da çok korkmuştu. Birlikte telaşlı bir şekilde çıkışa doğru koştuk. O da ne! Kapı kilitliydi. Katilin aramızda olduğu aşikardı. Biz de hiçbir şey olmamış gibi davranmaya çalışıyorduk. Seyircilerden üç kişi daha kulise bakmaya gittiler fakat onlar da bir türlü geri dönmediler.
Bu olay gitgide daha da gizemli ve korkutucu hale gelmeye başlamıştı. Zehra kendi kendine söyleniyordu:
-Ayda yılda bir evden çıktık. Onda da şu başımıza gelene bak! Annem ve babam olanları duyduklarında bizi kesin odamıza hapsedecekler, diyordu. Kulise gidenlerden dönen yoktu. Biz de oturduğumuz koltuklara gömülmüş, korkudan tir tir titriyorduk. Salonda topu topu beş kişi kalmıştık. Diğerleri de kötü giden bir şeylerin olduğunu anlamışlar ki endişe içinde yanımıza geldiler. Ben onlara sessiz bir şekilde gördüklerimi anlattım. Duyduklarına inanamadılar, çok korktular. Tam o esnada kulis tarafından bir kadın çığlığı duyuldu. Zehra çok korkmuştu. Yükselen çığlığına engel olmak için can havliyle ağzını kapattım. Artık buradan çıkmanın bir yolunu bulmaktan başka çaremiz yoktu. Ama nasıl? Tek çıkış yolu vardı, o da kilitliydi.
Bir anda her yerin ışıkları söndü. Beş kişi aynı anda çığlık çığlığa kapıya koştuk ve “İmdat! Kimse yok mu? Yardım edin!” diye bağırarak kapıyı yumruklamaya başladık. Derken sahnenin ortasında bir ışık yandı. Hepimiz endişeyle o tarafa doğru döndük. Sahnenin ortasında bir çalar saat duruyordu. Kendimi toparladım ve bir cesaretle:
– “Kimsin sen? Bizden ne istiyorsun?” diye bağırdım. O anda hoparlörden bir adam sesi geldi:
– “Ben Zaman. Eğer buradan sağ bir şekilde çıkmak istiyorsanız dediklerimi yapmak zorundasınız” diye haykırıyordu.
– “Ne istiyorsun bizden, para mı? Eğer para ise istediğin kadarını sana verebiliriz. Yeter ki bize bir şey yapma!” dedim. Sonra tekrar hoparlörden o gürleyen ses geldi:
– “Para mı? Ne parası?” deyip gülmeye başladı. “Şimdi size sorular soracağım. Bilirseniz ne âlâ. Bilmediğiniz her sorunun karşılığında ise birinizin canını alacağım. Sahnede gördüğünüz şu çalar saat tam 12’yi gösterdiğinde sorduğum üç soruyu da bilmeniz gerek. Eğer ki saat 12 olduğu halde hâlâ cevapları bulamazsanız hepiniz ölürsünüz” dedi. Başka çaremiz olmadığını biliyorduk.
– O zaman oyun başlasın, dedi ve ilk soruyu sordu. “Soru bir: Yalan söyleyeni dokuz köyden kovarlar. Bu köylerin adı nedir?”
Beşimiz birden düşünmeye başladık. Biri “Ben sanırım biliyorum!” dedi. Hoparlördeki ses:
– Söyle o zaman cevabı, dedi. Kız “Cevap: doğrucu köy.” dedi. Ses:
– Yanlış cevap, dedi ve bir silah sesi duyuldu. Cevabı söyleyen kız yerde kalbinden vurulmuş bir şekilde kanlar içinde yatıyordu. Hepimiz istemsiz bir şekilde çığlık attık ve tekrar o ses:
– Daha oyunun başındayız, dedi ve bir kahkaha attı.
– Soru iki: Yalancının mumu yatsıya kadar yanar. Acaba yatsıya kadar yaz günleri kaç, kış günleri kaç mum yanar? Hızlı olun, zaman tükeniyor. Tik tak, tik tak…
Ben hem cevabı düşünüyor hem de yerde yatan kıza bakıyordum. Arkadaşı ölen kız ağlayarak:
– Cevap vereceğim. Zaten en yakın arkadaşımı kaybettim. Bundan sonra yaşamanın bir anlamı yok, diyerek cevap verdi. “Yaz günleri bir, kış günleri ise mum yanmaz” dedi.
Ses:
– Yanlış cevap, dedi ve bir silah sesi daha duyuldu. Bu sefer kız benim önümdeydi ve gözlerimin önünde yere yığıldı. Zehra koluma öyle bir yapıştı ki koparacak sandım. Sürekli:
– “Bu manyak bizi de öldürecek abla. Bir şey yap!” diye feveran ediyordu. Benimse elimden bir şey gelmiyordu. Ses:
– Son sorunuzu soruyorum. Bunu da bilemezseniz üçünüzde öleceksiniz ama sadece bir dakikanız kaldı. Foyası meydana çıkanın anası ağlar gerisi yalan ağlar, acaba bu anne kim? İyi düşünün! Tik tak, tik tak…
Bu sefer çok daha iyi düşünmemiz gerekiyordu. Vakitte hızla azalıyordu.
Ses:
– Son otuz saniye, dedi.
Bizim dışımızdaki son kız ise korkudan seyirci koltuklarının aralarına saklanmıştı. Ortada sadece ben ve Zehra kalmıştık derken:
– Son on saniye, dedi ses.
Artık panikten, korkudan doğru dürüst düşünemez olmuştuk. Birden sahnedeki çalar saat çalmaya başladı. Çaresizce Zehra ile birbirimize sarılmıştık ki arkadan bir el omzuma dokundu. Tüm kanımın çekildiğini hissettim. Arkama dönüp bakmaya asla cesaretim yoktu. Bütün hücrelerimle titreyerek döndüğümde ise, o da ne? Karşımda annemle babam duruyordu. Yerde yatan öldüğünü sandığımız kızlar da yerlerinden yavaş yavaş kalktılar. Kuliste gördüğüm ve ölü sandığımız oyuncular da yanımızdaydı artık ve bir anda Zehra ile beni hep birlikte alkışlamaya başladılar. Sanırım yavaş yavaş ne olduğunu anlamaya başladım. Babam:
-Eee kızlar, nasıl? Oyunumuzu beğendiniz mi? Bir dahaki sefere tiyatroya gidelim mi?
Bunu söylerken babamın gözleri gülüyordu. O sırada sinirleri boşalan Zehra kucağıma yığıldı. Bense olayın şokuyla öylece kalakalmıştım…
Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi- Halkla İlişkiler bölümü öğrencisi

Hikayelerini çok seviyorum daha fazlasını bekliyorum