8 Ocak 2023

Vuslat

Yazar: Hatice Hazal GÖKÇİMEN

İnsanın tüm hayatını, vakfettiği değerleri, kendisini, her şeyi yok sayıp, reddetmesine sebebiyet veren bir duygu: öfke. Üzüntü belki durulup düşünmeye sevk eder kişiyi lakin öfke, akli melekeleri kontrolü altına alır ve insan kendini kaybeder. Bu, uzun vakitler alsın yahut bir fırtına misali gelip geçsin, böyledir. 

Öfke; korku, bezginlik, pişmanlık, kaygı gibi hislerle birleşince Sabah’ı bir meçhule sürüklemişti. Bîçare kızcağız İstanbul sokaklarında ne yaptığını, nereye gittiğini bilmeden sokakları arşınlıyordu. Öyle hızlı yürüyordu ki uzunca paltosunun altındaki eteği sürekli bacaklarına dolanıyor, onu yavaşlamaya mecbur ediyordu. O ise bir de buna sinirleniyor, her köşe başında sinip eteklerini düzeltmeye çabalıyordu. En sonunda onu da kaale almayarak yürümeye devam etti. Nereye gidiyordu ki? Mühim değildi. Eninde sonunda bir caddeye veya tanıdık bir yere çıkardı elbet. Yani, öyle olmasını umuyordu. Yanından hızla geçip gittiği insanların yüzlerini buruşturup aralarında fısıldayarak ona baktıklarını zannediyordu. Bundan dolayı da göz göze geldiği herkese öldürmek ister gibi bakıyordu. Aynı zamanda kendisiyle konuşuyordu:

“Yok yok… Kötü bir insanım ben. Öyle ya. Ah ne anlamsız cihanın tüm amaçları. Miskin kızın tekiyim ben, ne işe yararım! Kötü bir insanım ben, deli bir kızım ben… Ah ne manasız her şey, tüm tasavvurlarım. Oysa… Güzel düşleri olan bir küçük çocuktum ben. Ah bu insanlar. Nefret ediyorum herkesten, her şeyden…” Beynine her tarafından iğne batırılıyor sanıyordu. Canı yandıkça hızlanıyordu. Koşmuyordu bilakis sağlamdı adımları. Yere zulmetmek ister gibi sert basıyor, çiğneyip geçiyordu. 

“Ben kötü bir insanım. İyi ve müsbet olan her şeyden çok uzağım. Hayallerinden uzak o çocuğum ben. Memleketinden koparılmış bir çiçek başka bir toprağa ekilse de kaç sabah görebilir ki? Sabah… Kendi ismim lakin şimdi ondan da sevgilisi akşamdan da nefret ediyorum. Ah… Beni sadece zifiri geceler kucaklasın istiyorum. Kara örtülere bürünmüş bir gökyüzü alsın beni. Kötü bir insanım ben. Siyah kadar kötü. Güzelim mavi sabahları hak etmiyorum ben.” Gözlerinden sicim gibi yaşlar boşanmaya başladı. Eylemleri onun hakimiyetinden çoktan çıkmıştı, durduramıyordu. İnsanlar gelip geçiyor, Sabah için her şey benliğini yitiriyordu. Beyninin iğneler batan yerlerinden kanlar fışkırıyor, kafatasının içi uğulduyordu. Bir yere tutunmazsa düşeceğini anladığı anda duruverdi öylece yolun ortasında. Nihayet şu halet-i ruhiyesinde tek hasretini çektiği, arzuladığı, önemsediği şey olan geceye kavuştu. Kapkara gece ona bembeyaz bir şefkatle kucağını açtı. O ise idrak edebildiği son hakikatle, her gecenin aydınlık bir sabaha eriştiğini bilerek kendini gecenin kollarına bıraktı. 

Şimdi çok mutlu Sabah. Karanlığın koynunda mavi düşler görüyor…