Ümmet-i Muhammed’e Ramazan Geldi
Ümmet-i Muhammed
Ümmet; Müslümanlığa bağlı olan, Hz. Muhammed’e inanarak, onun yaptıklarını ve söylediklerini uygulayarak çevresinde toplanan Müslümanların tümüdür. Kelime anlamı böyle derin olan ümmet kavramını nasıl anlamamız, nasıl tahayyül etmemiz, neresinde durduğumuz meselelerini derinlemesine düşünecek olursak Efendimizin yolumuzu aydınlatacak hadis-i şeriflerine bakmak gerekmektedir. Hadisleri yukarıdaki ümmet kavramının manasını düşünerek okuyalım:
“Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız.”
“Müslüman, Müslümanı başına gelen musibette terk etmez, onu zalimin zulmüne de bırakmaz.”
“Kim bir Müslümanın dünya darlığını giderip de sevindirirse, Allah da kıyamet gününde onun sıkıntısını giderip mutlu eder.”
“Kendisi için istediğini kardeşi için de istemedikçe kâmil manada iman etmiş olamaz.”
“Kim bu dünyada Müslüman kardeşinin ayıbını örterse, Allah da kıyamet gününde onun ayıbını örter.”
Efendimize kulak verdiğimizde, onun çizdiği ümmet ortaya net bir biçimde çıkmaktadır aslında. Dikkatinizi çekti mi; komşunu, akrabanı, aileni, mahalledeki esnafı, okuldaki hocayı, arkadaşını demiyor; “birbirinizi, Müslümanları” diye buyuruyor. Ümmet çizgisi tam olarak budur. Nasıl ümmet olmalıyızı da madde madde bu hadislerde sıralıyor Efendimiz.
İmanın birbirimizi sevmekle sağlanacağı; bu hususta ırk, nesep, renk, dil, zenginlik, fakirlik, az gelişmişlik, çok gelişmişlik aranmayacağı; “vahdet”in mihenk taşı olduğu açık olarak belirtiliyor. Müslümanım diyenin, dünyanın her neresinde olursa olsun, musibetler karşısında (savaş, kıtlık, afet) terk edilemeyeceğinin altı çiziliyor. Zalim varsa mazlum varsa, zulme dur demenin; zulme uğrayana kol kanat germenin de Müslümanlığın şiarı olduğunu söylüyor. Bananeci olamayız, olmamalıyız.
Kardeşlerimizin çeşit çeşit sıkıntılara dûçâr olduğunu görüyoruz. Elbette bunca sıkıntıya, yaraya merhem olma kabiliyetine mâlik değiliz. Ne diyor Efendiler Efendisi? “Kim bir Müslümanın…” Bakınız; on demiyor, yüz demiyor, bin demiyor; sadece bir tanesinin sıkıntısını giderse, Allah da onun kıyamet günü sıkıntılarını giderecek diye müjdeliyor.
Zor bir mesele: Kendi için istediğini kardeşi için de isteyebilmek… Ki bunun ucunda imanın kemale ermesi var. Basit, ucuz veya bayağı bir şey değil; kemale ermiş bir iman. Zor neden dedim? Çünkü bencilliğin tabiri caizse dünyayı kasıp kavurduğu, bilhassa şu nazik süreçte zaman zaman karşımıza çıktığı gibi; örnek verecek olursam: “Ben alayım raftaki filanca ürünlerin hepsini.” İki tane varsa birini alıp diğerini başkasına bırakayım deme erdemi yok maalesef. “Ben sağlıklı olayım, ben mutlu olayım, ben yiyeyim, ben giyineyim.” Kardeşlik nerede? Bunun neresinde Efendimizin hadisindeki kardeşlik?
İman kemale ersin istiyorsak buna niyet etmeliyiz. Kendimiz için istediğimiz bir şeyi başkası için de kolayca isteyip feda edebiliyorsak, kardeşliğin orada başlayacağını ve imanın orada kemal noktasına ulaşacağını hatırlayalım.
Ayıp örtmek, pek öğrenmeyi başaramadığımız bir haslet. Genelde çoğunluğumuz bir kusur görünce örtmek yerine onu bayrak gibi çıkarıp dalgalandırıyoruz. “Niye örteyim, herkes duysun; bak bu hatayı yaptı, bak bunu yanlış söyledi, doğrusu şu.” Haddimizi, hududumuzu bilmiyoruz aslında bu sözleri sarf ederken. Allah Teâlâ o insanın kusurunu görüp merhamet edip örtecek belki; nereden biliyorsun? Belki mevzu senin gördüğünden, duyduğundan bambaşka bir şey. Peşin hükümlülük bize ne kazandıracak Allah aşkına? Kaybedeceklerimizin yanında!
Efendimiz ne buyurdu ve müjdeledi? Ayıp örtenin ayıbını Allah kıyamet günü, yani en zor anında setredecek.
Bunca şeyi söylememin, deyim yerindeyse lafı çekip uzatmamın bir sebebi var. Dünyada 200’den fazla ülke mevcut. Bu ülkelerde yaşayan Müslümanları, ümmeti, kardeşlerimizi tespit edebilmemiz bazılarında mümkün olsa da bazılarında mümkün değil. Ben dünyanın her ülkesinde en azından ümmetten bir kişi vardır diye hayal ederek (yoksa bile İslam’ın nurunun oraya da ulaşmasını hayal ederek) tüm ülkelerin ismini görseldeki gibi listeledim.
Ramazan vesilesiyle birliği ve kardeşliği hatırlayalım istedim. İftar sofrasında bir ülkeye dua gönderelim (zulüm, açlık, hastalık gibi türlü musibetlerle uğraşanların felaha ermesi için bilhassa dua edelim), kardeşlerimizle gönül birliğini tesis edelim; elimiz ve gücümüz yettiğince yardımda bulunalım, sofralarında bir tas çorba, bir dilim ekmek olalım. Kendimize kurduğumuz mükellef sofralarda yalnız değil, ümmetle olalım.
Gelin, bu Ramazan ve devamında Ümmet-i Muhammed olalım…
Âmin, âmin…

36 yaşındayım. Evliyim ve Allah bağışlarsa bir çocuk annesiyim. Sakarya Üniversitesi Yeniçağ Tarihi Anabilim Dalından 2019 yılında mezun olurken eğitim hayatında jübilesini yapan fakat öğrenmekten asla vazgeçmeyen bir öğrenme aşığıyım. Yazma eylemine 15 yaşlarında başlamış hayat yolculuğumda okuma, yazma ve gezmenin bir bütün olduğunda nasıl faydalı bir işlevi olduğunu görmüş biriyim. Türkiye’nin yarısından fazlasını gezip görmüş bir arkadaşımın deyimiyle Gezen Semaver’im. (Dadaş olduğumu söylemeyi unutmuşum) Bu kadar. Beni tanıdığınıza umarım memnun olursunuz.
