Yabancı
Uçsuz bucaksız bozkırın ortasında bir köye geldim ani bir kararla. Kaçmak istediklerimden en uzak olacağım yerdi burası. Kimseyi tanımıyordum ve en güzeli kimse beni tanımıyordu. Bir bilinmezliğe atılmış bu deli cesaretimi çevrem garipsedi, anlayamadı. Anlamaları beklemiyordum sadece gitmek istiyordum. Her şey herkes yabancılaşmıştı. Koskoca şehirde yabancılaşmadığım bi ben kalmıştım. Gerçekten yabancı olduğum bi yere bu yüzden gitmeye karar verdim. En azından hissettiğim gerçekleşmiş olacaktı: Herkes yabancıydı.
Otobüsten indim köyün girişindeki tabelanın önünde durdum ve yeni hayatıma adım atmak için hazırlandım. Bekleyecek bir şey yoktu daha fazla beklemedim ve köye girdim. 2 km kadar yürüdükten sonra köyün meydanına geldim. Kocaman bi çınar ağacı karşıladı beni. Dalları o kadar genişti ki herkesi kucaklayabilirdi. Hiç kimseye yabancılık hissetmiyordu. Nasıl başarıyorsun bunu, diye sormak istedim ama benim için yabancı olarak kalmasını istediğim için sormadım. O da sormadı kim olduğumu, nereden geldiğimi. Soru sormayan canlıları severim. Merak duyguları alınmış gibidirler ya da öyle davranıyorlardır. Çınar ağacı sormadı ama eminim ki karşıma çıkan ilk insan soracak kim olduğumu. Bir kaç adım attım ki dediğim oldu. Kırklı yaşlarında bi abi “Birini mi arıyorsun bacım?” dedi. “Yok abi ben yabancıyım” dedim ve yola devam ettim. Adam garip garip baktı, ne olduğunu anlamaya çalışır gibi bi hali vardı ama umursamadım. Bu aralar kendim hariç kimseyi umursamıyorum. Bencil ve umursamaz biri oldum. Neden böyle oldum bilmiyorum. Aslında biliyorum. Eskiden çok sencil bir insandım. Böyle bir kavram var mı bilmiyorum bence olmalı. Kendinden daha çok etrafını umursayan ve onlar için yaşayan insanları kastediyorum. Uzun süre sencil olan insanlar hayatlarının bi döneminde bencil olabiliyorlar. Dengeyi bulabilmek için belki böyle oluyor. Sencil olamayacağını ve bencil de olamayacağını anladığın zaman itidali buluyorsun. Bulamayabilirim tabii orası muamma. En azından arıyorum. Adamdan baya uzaklaştım, gideceğim yeri de bilmiyorum. Keşke sorusuna cevap verseydim inat etmenin sırası mı diye kendime kızıyorum. İnatlaşıyorum sanki hayatla, her şeyle ve herkesle. İnat etmeyi bıraksam daha kolay yaşayacağım biliyorum ama bırakamıyorum işte.
Yürümeye devam ediyorum, bir yandan da evleri inceliyorum, bir umut kiralık ev var mıdır diye. Beyaz ahşap iki katlı bi kiralık ev çıkıyor karşıma. Hemen telefon ediyorum ve burayı tutuyorum. Ev sahibi geliyor “Gezmeyecek misiniz hanımefendi?” diyor. “Hayır gerek yok.” diyorum. Tutacağın evi nasıl gezmezsin der gibi bakıyor ama dedim ya umurumda değil. Kimseye kendimi anlatmak istemiyorum. Herkes beni bi yabancı olarak görsün. Yeni insanlarla tanışmamaya geldim buraya. Yabancı olarak kalsınlar hayatımda. Tanıdığım insanlara bile yabancılaşırken tanımadığım insanları neden tanımaya çalışayım ki? Onlar da yabancılaşsın diye mi? Tanıdığın halde yabancı hissetmek duygusu insanın içini acıtır ve ben bu duyguyu hiç sevmiyorum. Kaçıyorum işte bu duyguyu yaşamamak için. Ama biliyorum ki dünyadayken bu duygu hep olacak çünkü ruhlarımız yabancı buraya ve ait olduğu yere gitmek istiyor. O gün gelene kadar bu duyguyla yaşamayı öğrenmem lazım sanırım. Köydeki insanları tanıdıkça geçer belki de bu his bilmiyorum yabancıyım bu ihtimale.
1998 yılında Hatay’ın Erzin ilçesinde doğdum. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunuyum. İstanbul Üniversitesi Açıköğretim Çocuk Gelişimi 2.sınıf öğrencisiyim. Yazmayı, okumayı seviyorum. Kitap yayıncılığına merakım var ve kendimi bu alanda geliştirmeye çalışıyorum.
