6 Haziran 2024

Yağmurlu Bir Gün

Yazar: Leyla YAMAN

Yağmurlu bir gündü, yüz yıllık evin bahçesinde oturuyorum çayımı yudumluyorum. Hava yumuşak ve hafiften esen meltem yüzümü okşuyor. Doyasıya içime çektiğim temiz hava ta zerrelerime kadar işlemişti. Bahçede envai çeşit çiçek kokuları enfes bir şekilde yayılmış bahçenin dört bir yani mistik bir kokuya bürünmüştü. Kokular beni bir an kendimden geçirdi, farklı bir hale bürünmüştüm. Kırlangıç ve kuş sesleri sanki mûsiki sesi gibi idi. Hava bulutlanmış hafiften yağmur atıştırıyor, bu sefer manzara başka bir hal almıştı. Yağmur hızlandı suya hasret yer yüzü seviniyordu. Çay kokusu ve yağmur kokusu birbirine karışmıştı. Toprak kokuları yayılıyor etrafa doyasıya içime çekiyorum. Bu güzel kokularla harika bir hava atmosferi meydana gelmişti. Ağaçların dallarındaki meyveler yağmurun düşmesiyle boynunu bükmüş kopartılmayı bekliyordu. Her bitkiye can gelmişti, yağmurun gelmesi ile yeryüzünde her türlü canlılar sevindi, hepsinin yüzü güldü.

Bitkilerin hepsi çeşitli zikirlerini sunuyor çiçekler ayrı çeşit renk cümbüşüne bürünmüş ortak bir kaynaşma içerisinde kainatı şenlendiriyordu. Hayretle nazar gezdiriyorum, hepsinde bir teavün vardı. Asla tesadüf olamaz. Kudret tezgahında büyük bir hikmetle sanatını gösteriyordu… İnsana okutturuyor, nazenin nazik güzelliklerini sergiliyor. Altın gözlü papatyalar gözlerime bakıyor; “Beni görmeden geçecek misin?” dercesine boynunu bükmüş “hazır ol”da bekliyordu. Yağmur epey hızlandı ve kaldırımda yürüyorum. Etrafıma baktım tenha ve sessiz sokaklar boş ve ilerliyorum vakit akşam üzeriydi, hava çok hararetliydi. Mevsimin en sıcak dönemi idi, göklerin şiddetli gürültüsü ile yağmur sanki bardaktan dökülür gibi yağıyor. Zaman ilerlemişti, gece siyah tüllerini sermişti yer yüzüne, eve geç kalmamalıydım. Geçtiğim cadde köprüye gidiyor hızlı adımlarla, yürüyorum sırılsıklam ıslandım. Yer ve gök birbirlerine hasretle sarılmıştı ve köprüye gelmiştim gelen gürültüler büyük bir derenin gürültüsü idi, içim ürperdi mütemadiyen çağlayan sesleri etraftan duyuluyordu. Dalgalar birbirleriyle adeta yarışıyordu, bulanık sular fazlasıyla çamurlaşmış bir şekilde şiddetli gürültüler eşliğinde, hızla gidiyor, istediği yere ulaşmaya çalışıyordu.

Artık yolum azalmıştı. Sokak lambaları yanmış yollar aydınlanmıştı. Yağmurun etkisi azaldı yerini sakinliğe bıraktı. Önüme çıkan küçük dereler minik minik yollar açmış kendilerine içerisinde şırıldıyor sanki bir şeyler anlatıyordu. Caddenin sol tarafındaki eski bir ev gözüme çarptı, sokak kapısından çıkan sarı saçlı kız dikkatimi çekmişti. Bana doğru ilerliyor ve yakınlaştı, bir metre mesafe kala göz göze geldik “Merhaba, hangi istikamete gidiyorsun?” dedi. “Bu caddeyi takip ediyorum sonuna kadar yürüyüp eve varacağım.” dedim. Genç kızın sarı saçları rüzgarın esintisiyle savruluyordu, uzun kirpikleri arasından parlayan kara gözleri ile bana baktı.

“Bende aynı tarafa gidiyorum, peki birlikte yürüyelim mi?” dedi. “Tabii neden olmasın, yol arkadaşı oluruz.” dedim. Genç kızla tanıştık ve yol arkadaşı olduk. Akrabama ziyarete gidiyorum, çoktan gidemediğim, ihmal ettiğim yaşlı kadını görmek istiyorum diye ifade etti. Boylu poslu, ay yüzlü, konuşması düzgün, çok nezaketli, bu dilber asil bir aile kızı idi. Allah’ım mükemmel bir şekilde var etmiş ve sanki müzeyyen ismini tecelli etmişti. Ey güzeller güzeli yoktan var eden, nereye baksam senin eserlerin var bu yeryüzünde ve gökte ne varsa hepsi senin bu kadar varlığın içinde seni düşünmeden yaşayanlar beyhude yaşamıştır dedim. Bir daha şükreyledim…

Artık eve geldik yollarımız ayrılmıştı. İkimiz de memnun olduk tanıştığımıza, kısa bir süre de olsa yine uzun süreymiş gibi helalleştik. Birbirimizi O’na emanet ettik ve bir daha görüşmek üzere diye sözleştik. Bende doğduğum eve gelmiş ve çok mutlu olmuştum. Kapıdan içeriye girerken bir an maziye gittim. Babacığım da bu kapıdan içeriye girerdi. “Âh âh!” dedim, ne çabuk geçti zaman, su gibi aktı gitti. Ne eski komşu Mehmet Amca ne de eşi Ayşe Teyze, kimse kalmamış. Geride kalan yalnızca eski evlerdi… Hepsi dünyasını değiştirmiş. Hüzünlendim. Büyüdüğümüz mahallede neredeyse kimseler kalmamıştı.

Aklımda kalan çok kıymetli hatıralar. Dünya bir hanmış; geçip giden yolcular imiş ve biz de o yolculardan yalnızca biriyiz.
Selam ve dua ile…