3 Mart 2024

Yaralı Gonca

Yazar: Fatıma Nur ÖZBAY

Kökünden darbe almış bir goncayı açması için, kim neden, nasıl ve ne vakit ikna edebilirdi ki? 5n1k incelemesi, bir yazarın günlüğünde, bir bütün halinde ilk defa görülebilirdi sanırım. İlk olduğu kadar son olmasını diliyorum. Zira bir bütünle savaşmak, bireyleri alt etmekten daha güçtü. Açamamasına rağmen yaşama tutunan bir gonca güçlü müydü? Yoksa kendi kalkanları arasına gizlenen bir korkak mıydı?..

Kirlenmek yalnız kelimelere mi hastı? Atılan çamur yüzünden gonca hiç budanır mıydı?

Nihayetinde bu harpten delik deşik toprağına döndü. Tıpkı insanın hatalarının ardından benliğini bulması gibi bir şeydi bu.

Geç mi kalınmıştı? Toprak tekrar kabul eder miydi kurumaya yüz tutmuş dalları?

Varoluşta verilen ismi nisyan olan bir ruh, yaralı bir ruhu taşıyabilir miydi?

Darbeyi alan da goncaydı, kabul görülmeyen de.

Suçlu kimdi? Yarıklara sebep olanlar mı yoksa görmeyenler mi? Bütün soruların sonucu koca bir harabe.

Ben ahvali sorulmayan bir goncayım.

“Değer vaktinde bilinmeli.” demiş yazar.

Naçizane kelamım bu sözü, “Değer vaktinde verilmeli.” olarak ele almak istemekte…

Vaktinde verilmeyen değer, ölmüş bir cesede tekrar ruh üflemeye çalışmaya benzer.

Atilla İlhan “Yanlış bir hayalin şehrinde kaldım.” diyor mısralarında.

“İnce bir sızı sandığımız şey bazen büyük bir ağrının başlangıcı olabilir.”

Bazen vazgeçmek yenilmek değil, yenmektir. Ağrılarını dindirmek, çıkmazı parçalamak ve boğulduğun girdaptan arınmaktır.

İzlerine bakıp yaranın derinliğini bilmek istemeyene ne anlatılır ki?

Koca bir gül ağacı iken, köküne balta sallamışlar ve senden yeni goncalar bekliyorlar. Kökünden darbe almış bir goncayı kim, ne vakit açması için ikna edebilir ki? Balta darbesine engel olmadığı için gül suçlanır mıydı?

Tekrar açabilmesi için neye ihtiyaç vardı? Daha fazla sağanak yağmura mı? Yoksa güneşin kavurucu sıcaklığına mı? Bazen güneşin yakmaması için önceden ıslanmak gerekir. Sen yağmur altında kaldım sanırsın halbuki ferahlaman için bir nimettir o, anlayamazsın. “Sizin hayr sandığınız şer, şer sandığınız yerde hayr vardır. Allah bilir. Siz bilemezsiniz” (Bakara 216.)

Vazgeçmek de kazanmak. Bunun bir zafer olduğunu kazandığını anladığında fark eder insan. O vakte kadar ruhunu zehirli bir sarmaşık sarar, yavaş yavaş zehrini akıtır. Öldüğünü sanır insan, nefes aldığını bile fark edemeyecek kadar büyük bir acı içinde kalır. Vazgeçme yolunun başı böyledir. Sen öldüm sanırsın, halbuki o acı yeniden doğmanın sancılarıdır.

Belki de tüm bunları bir kenara bırakıp, kendi dalımıza eğilip, olan biteni kabul etmemiz gerekiyor. Kavurucu sıcak için içine kapanmalı, sağanak için tüm yapraklarla açmalı. Çünkü insan istedikten sonra gayretle, çabayla kuru dalda da çiçek açtırır. Belki de önce budanmak lazımdır, güzel günlere tüm saydamlıkla bakabilmek için… Sabr, budanmış dallarda saklı. Sabr, kabuklaşmış yaralarda saklı. Velhasıl, ahvali sorgulamadan halden anlayanlara rast gelesiniz…

Ve Nihayetinde ben de ahvali sorulmayan bir goncayım…

Vesselam.