Yüzük
Peyami her zamanki gibi erkenden kalkıp dükkânın yolunu tuttu. Kasabasının sokaklarında o güzel sabah serinliğinde ve sakinliğinde ağır adımlarla yürürken bile tasarladığı yüzüğü düşünüyordu. Yüzüğünün en iyisi olmasını istiyordu çünkü ancak o zaman şehirdeki yarışmada birinci gelebilir, para ödülünü kazanırdı. Ödülü kazanırsa o çok istediği dünya turunu yapabilirdi. Hem belki ödülü alırsa Halide onla evlenmeyi kabul ederdi. Halide Peyami’nin biricik aşkıydı. Kasabanın en güzel kızı değildi belki ama Peyami’nin gözünde dünyalar güzeliydi. Halide Peyami’nin aşkını bildiği halde onu kabul etmiyordu çünkü Halide paraya önem veriyordu fakat Peyami varını yoğunu yarışma için harcadığından cebinde sabahları alacağı simit parasından başka para olmazdı. Peyami’nin tek şansı şehirdeki yarışmaydı. Ancak yarışmada birinci gelir, parayı alırsa o zaman Halide onu kabul edebilirdi. Halide ara sıra babasının kunduralarını parlatmak için dükkâna gelirdi ama Peyami’nin yüzüne bile bakmazdı. Peyami buna rağmen umudunu yitirmez, Halide’yle evleneceği günün hayalini kurardı.
Küçük ama şirin dükkânın kapısı açıktı, soba da yanıyordu. Peyami’nin tek arkadaşı ve destekçisi Yakup, Peyami’den önce gelmişti atölyeye. Yakup Peyami’nin çocukluktan beri arkadaşıydı. Ona hep destek olmuştu, onun yarışmaya katılacağını da bir tek Yakup biliyordu. Yakup her zamanki gibi çayı da demlemiş sobanın üzerine koymuştu. Yakup çay içmeyi sevmezdi. Peyami ısrar da etse bir yudumunu bile ağzına değdirmezdi ama Peyami için her sabah erkenden çayı hazır ederdi. Peyami’nin aldığı simitlerle beraber kahvaltı yaptılar ve hemen işlerinin başına geçtiler. Peyami arka odada yüzüğe yeni taşlarını eklerken Yakup tezgâhın başında gelen ayakkabıların onarımını yapıyordu. Öğlen olunca ise dükkânın önünde tavla oynarlardı. Peyami Yakup’a Halide’yi anlatırdı, Yakup ise onu sabırla dinlerdi. Kimi zaman yarışma konusunda umutsuzluğa kapılsa da Yakup onu konuşmasıyla motive ederdi. Böyle böyle günler geçiyordu.
Yine bir sabah dükkânda kahvaltılarını yaptılar. Yarışmaya iki gün kalmıştı. Tabii Peyami’nin de telaşı oldukça artmıştı. Artık Yakup’un sözleri de fayda etmiyordu stresine. Yüzük bitmişti, sadece ufak tefek işleri kalmıştı Peyami o işleri de bitirmek, yüzüğü hazır etmek için çayından son yudumunu alıp işe koyuldu. Bu sırada Yakup da hazır ettiği ayakkabıyı teslim etmek için dükkândan çıktı. Geri geldiğinde Peyami’den ses gelmiyordu. Yanına gittiğinde gördüğü manzara ile şok oldu. Peyami yere yığılmış, hareketsiz bir şekilde duruyordu. Yakup şaşkınlığını attığı anda tezgâhtaki masa üstü telefonla ambulansı çağırdı. Ambulans 5-10 dakika içerisinde geldi, Peyami’yi alıp götürdüler. Bu sırada polisler atölyeye geldiler. Arka odaya baktıklarında birkaç ayakkabı ve tamir malzemeleri dışında bir şey yoktu. Yakup yüzüğü ve diğer malzemelerini saklamıştı. Polisler şüpheli bir şey bulamayınca gittiler. Akşama doğru hastaneden haber geldi, Peyami için çok geçti. Yarışmayı kazanmadan, Halide’yle evlenemeden, hayallerini gerçekleştiremeden genç yaşında göçüp gitmişti. Doktorlar günlük olarak aldığı bir şeyden zehirlendiğini düşünse de buna ihtimal vermiyorlardı. Peyami sessiz biriydi zaten, pek konuşmazdı. Kimseyle alıp veremediği yoktu, tek dostu vardı o da Yakup’tu.
İki günün sonunda yarışma günü geldi, Peyami’nin yüzüğü yarışmada birinci gelmişti. Bütün kasaba birinciliğinden dolayı Yakup’u tebrik etti. Yakup aldığı para ödülü ile kendine iş kurdu, parasına para kattı. Kısa zaman sonra da büyük bir düğünle evlendi. Üç gün üç gece çaldığı düğüne tüm kasaba katıldı. Halide gerçekten güzel bir gelin olmuştu.
Lise öğrencisi
