Zeytin
Bugün günlerden salı. Kokulu bir soğuk kurutmuş genzimi. Bugün günlerden salı, öyle yazıyor ilaç kutusunda ve masadaki takvim yaprağında. İşaretli, yapmam gereken bir şey var belli. Biliyorum da aslında, yine zihnimin bir oyunu mu yoksa geçmişin prangalarıyla sıkışmış gönlümün gizli arzusu mu, orda asılıyım. İlacımı aldım soğuk hava, soğuk madeni tat ve soğuk bir bardak su… Gün henüz aydınlanmadı ama zihnim aydınlanmalı pencereleri açtım. Derin bir nefes, çektim. Gün aydınlanmadı; zihnim bulanık, göğsüm sanki daracık.
Naif, uzak ama sanki içimden bir ses; hayye ale’s-salâh, hayye ale’l-felâh… Sabah ezanı. Bugün de önünden geçeceğim. Dediğimi yaptım, bugün de geçtim önünden, teslim olmuş, özgür kalpli mutaassıp insanların güne başladığı iki minareli sabah namazı camisinden. Evet her vaktin bir camisi olur, her caminin farklı vakit cemaati. Ben hiçbir vakit olamadım da, biliyorum işte en iyi yaptığım şeydir benim; seyre dalıp bilmek, bilip seyre dalmak. Artık dağıtmalıyım zihnimi, bir çiçek almalı, belki birkaç simit. Zeynep’in ailesi beni bekliyor bugün.
Daha erken, şu her günkü banka bugün de birkaç dakikalık otursam, ne olur ki? Hatta belki bugün doğan güneş benim de içimi ısıtır biraz. Bu insanlar nasıl ısınıyor bilmiyorum? Güneş nasıl da dans ediyor suratlarında? Görüyorum işte her birinde birer parçası var güneşin, asılı gülüşlerinde. Hadi bugün de deneyeceğim, hem doktor da öyle demişti, hep soğuk olmuyormuş ki hava. Güneş ısıtıyormuş ışığıyla, işte bu yansıyormuş insanların gülüşünden, bakışından. Ben de yine bugün deneyeceğim, buluşturacağım kendimle güneşi. Buna ihtiyacım var. Zeynep’in ailesi bekler beni. Ee tabi Zeynep’te.
Zeynep, ismi gibi Zeynep işte, evlenelim diyor, tanış ailemle, biz de bir aile olalım. Ne bileyim ben aileyi? Benim hatırladığım soğuk bir ev, sofrada sayılı zeytinler. Diyemiyorum da işte aldığım nefese ciğerimi dar eden pranga yine…
Vardım kapıya, saksıda çiçek var, her gün sulanıyor belli bu da güneşten nemalanıyor, ya ben, bende niye tomurcuk açmıyor? Yine bir nefes, ciğerime uğramadan ofluyor dudağımda ..
Zile bastım, ses soğuk olabiliyor mu? Bunu doktora sormalı, bazı seslerde tüyleri ürperten usul rüzgarlar esiyor…
Amaaan diyecek doktor da, her şey soğuk olur mu mübarek? Oluyor işte doktor, niye tüylerim diken diken?
Açıldı kapı gülüşüne güneşi asmış yine Zeynep. Ne buluyor bende bu hayata sımsıkı bağlı, sıcaklık esen kız? Bilmiyorum. İçeri geçtik. Baba mühendis, öğretmen anne, masa başında bekliyorlar beni. Gözler üzerimde süzülüyor, onlar da benim gibi yakıştıramadılar Zeynep’in yanına, anladım daha ilk seyre dalışta. Haklılar, Zeynep sımsıcak bir evin prensesi, ben… Ben bilmiyorum işte, ah bir bilsem, bilsem belki bende de diner fırtınalar da bilemiyorum.
İnsanlara selam vermeliyim, soğuk bir merhaba dökülüyor ağzımdan, sesim de soğuk. Oluyormuş doktor bey, oluyor işte.
– Merhaba delikanlı, hoş geldin.
Otoriter baba, baba gibi. Anne kibar.
– Geç oğlum kalma ayakta.
– Sağ olun.
Geçtik, kurulu masa, zeytin var. Bir sürü zeytin. Böyle zeytin olur mu? Bu kadar zeytin olur mu? Oluyormuş ya , kurulu masa bir sürü zeytin. Zeynep çok severmiş, o yüzden babası bir sürü yerden istetiyormuş. Çeşit çeşit; tuzlusu, tuzsuzu, salamurası, soslusu.. Hepsine bayılırmış Zeynep. Peki, ben kimmişim, kim büyütmüş beni?
– Oğlum aileni erken kaybetmişsin ama bir büyüğün, akraban vardır. Değil mi?
Erken mi kaybetmişim, bulmuş muyum ki? Büyüğüm mü? Kim olabilir ki? Ben bildim bileli kendimi; Portuga sevdi beni, Zeze oyun arkadaşım, İnce Memed ağabeyim, bazen babam… Öyle işte. Ha annem, o olmadı onu hiç, bulamadım. Kim olabilir düşünemedim bile… Ne bileyim kim büyütmüş beni.
Rabbim kendinden üflemiş, rızkım ben yokken serilmiş. Zihnimde binlerce kitap karakteri, nerden bileyim hangisi büyütmüş beni. Kafamda sayılı zeytinlerim, masada envai çeşit serili, sevmem ki ben zeytin sokmam ola ki evim, kapıdan içeri.
Sessizlik, Zeynep’in gözleri konuşuyor; nasıl sevdim seni, sen mi olacaksın yuva? Olmaz, benim gönlümde sıcak yaz günleri, zihnimde gülen bir geçmiş esintisi. Sen, sen daha kendinde bir an bahara denk gelmemişsin.
Olmaz Zeynep. Olmaz işte, ben yakışmadım senin baharına haklısın. Ben kıştayım Zeynep, ben hep bir şubat salısı, sofrada sayılı zeytinlerle yanan o soğuk ya/kış/tayım. Ömrüm boyunca hiç ısınmadım, ciğerim yandı, sevdiğim oyuncaklarım, soframda bir kaç zeytinim vardı, belki babam, hiçbir karaktere benzetemediğim, belki annem vardı. Bir kış günü Zeynep, soğuk bir evde yandım ama ısınmadım.

Hikayenin arkasından dostum Zeze fısıldıyor; Güneşi Uyandıralım, diye. Bir güneşi uyandırma mücadelesi yazınız belki de… Ellerinize, yüreğinize sağlık💐
Belki bir gün nasip olur güneşi uyandırma hikayesi. Güzel yorumunuz beni gülümsetti. 😊 Teşekkür ederim.🌼
Nasip olursa bir gün güneşi uyandırma hikayesi de yazarız inşallah.Güzel yorumunuz beni gülümsetti.😊 teşekkür ederim 🌼
Zeynep, sıcak bir yuvanın sevgi çiçeği.. Ben kurumuş bir dalın sarı yaprağı.. Zeynep anne-baba sinesinde hiç batmayan bir güneş.. Ben sokakların yanmayan kırık lambası.. Ben yamalı bir kalp ile Zeynep’in pamuk yüreğine merhem olamazdım, Zeynep bu naifliği ile benim dikenlerimi aşamazdı. Gülü seven dikene katlanırdı da gülü solmuş olanın dikenine kimse sarılamazdı… İçime bu cümleler damladı okurken ve daha niceleri…… Okumaya devam et »
“Sen, ben ve Zeynep.”
Bu öykü bana benim geleceğimden gülümsedi…
Bu güzel öykü için teşekkür ederim, aşırı duygulandım.
🌼
Yüreğinize sağlık devamını heyecanla bekliyoruz 🙂