2. Günün Yansımaları
Yerli yersiz konuşulanlar ve geride kalan onca yaşanamamışlıklar. İşte bunlar, 6 Şubat’tan beri birçoğumuzun ortak yaşadıkları. Daha oranın havasını almamış, oradaki kardeşlerimizin acısını kendi acısı bilmeden konuşanlar. Şöyle yapılmalıydı ya da böyle yapılmalı diye öğüt verenler mi dersiniz, yoksa en ufak bir düşkünlüğü fırsatçılığa çevirenler mi? Birçoğumuz o gece yatmadan önce belki yarın neler yapacağını düşünüyordu. Bir anne yarın hangi yemeği pişirsem, bir baba yarınki hangi işimi halletsem, belki bir genç yarın hangi kıyafeti giysem diye düşünüyordu ama hepimiz bir şeyleri düşünerek o gün uykuya daldık. Kimimiz son kez öptü annesini, belki bir baba son kez yavrusunu kokladı, bazısı son kez gördü sevdiğini. Hepimiz yaşamamayı dileyeceğimiz çok şey yaşadık ama en çok da orada olanlarımız.
Çoğumuz gibi ben de, 6 Şubat Pazartesi sabahı işe giderken havanın karlı ve soğuk olmasından dolayı yakınarak yola çıktım. Meğerse buradaki soğuk, soğuk değilmiş oraya varınca anladım. Çalışma arkadaşlarımı görene kadar olayın ciddiyetini kavrayamamıştım henüz. Alelacele yapılan bir toplantının ardından birkaç saat içerisinde yola çıkılmıştı bile. Özür dileyerek söylüyorum ki ben daha önce hiç deprem yaşamamış biri olarak o zamana kadar deprem kavramını pek iyi anlayamamışım. Yola çıktığımızda İstanbul hava koşullarına uygun kıyafetlerimiz ve yanımıza aldığımız el çantalarımız vardı. Gece olup deprem bölgesine vardığımızda ise ekip arkadaşlarımın uyandırmasıyla araba yolculuğumuz bitmişti. Enkazların üzerinde yaklaşık 1-2 km yürüyerek çoğunluğun olduğu bölgeye varmıştık.
“Enkaz” dediğimiz kelimenin anlamını, yıkılmış yapıların bir arada oluşu olarak düşünürdüm. Kimse bana bu enkazların altında yaşayanların da olacağından bahsetmemişti. Bu yürüyüşümüz enkaz altından gelen inlemeyle durdu. Hala anlayamamış olmam gerek ki “Hadi, belki hemen kurtarabiliriz!” cümlesi ağzımdan çıkıverdi. Ekip arkadaşlarımın, bunu yapamayacağımızı ve yürümemiz gerektiğini söylemesiyle olayın ciddiyetinin farkına varmıştım. Enkazların üstünden, düz bir yola çıkana kadar sesler duymaya ve ağlayarak yürümeye devam ettim. Elimizden hiçbir şey gelemeyeceğini fark ederek bir nevi tokatlandım. Hani sabah soğuk olduğu için yakınıyordum ya, bu deprem soğuktan şikâyet etmemem gerektiğini bile öğretti bana. İnsanları o soğukta üzerlerinde sadece pijamayla gördükçe tekrar üşüdüm ben. Bir annenin üzerimizde yardım kuruluşuna ait yeleklerimiz var diye bizlere çocuklarını kurtarmamız için yalvardığında tekrar üşüdüm. Gecenin bir vakti enkazın üstünde bir adamı, yalnız başına ağlarken görünce tekrar tekrar üşüdüm. Hiç ısınamayacakmışçasına üşüdüm ben.
Yaşanılanlar, yaşadıklarımız; bunlar üzerine hepimizin söylemek istediği onlarca söz vardır eminim ki. İnsanlar, sevdikleri hatta hiç tanımadıkları insanlar için, kendi canları pahasına orada yaptıklarının yanında; ne yazık ki bazı acı durumlara da şahit olduğumuz zamanlar oldu. Yalancının, fırsatçının, şuursuzca davranışları… Enkaz üzerinde çalışma yapan ekipleri “Yeğenim burada, sesi geldi!” diyerek yalan yanlış yönlendirmeyle enkaz altında komşusunun kasasını çalmaya çalışanı da gördü bu gözler, tanımadığı birini kurtarmaya çalışırken canını hiçe sayanları da. Arabalarımızın içinde çocuklu aileler kalabilsinler diye gece vakti kaldırımda uyuklamaya çalışanlarımız da vardı, orada bile sapkınlık peşinde olanlar da.
Bu yazımı bir olumlama üzerine yazmak istemiştim fakat yaşanılan üzücü durumlar görmezden gelinemiyor. Artık hepimiz biraz eksiğiz belki. Klişeleşmiş “Hayat devam ediyor.” cümlesini kurmak istemiyorum ama bizler tekrar ayağa kalkmalıyız. Geride kalanlarımızın yanında olup hep birlikte bu zor günlerin üstesinden gelmeliyiz. En zor günlerimizi atlattık çok şükür, şimdi bu yaşadıklarımızı unutmadan oradaki kardeşlerimizin, abilerimizin, ablalarımızın yanında olmaya devam etmek kaldı. Her birimizin birer depremzede adayı olduğumuzu unutmaması gerekiyor. Yaşadığımız tüm anlarımızın iyisi ve kötüsüyle kıymetini bilmeliyiz. Sevdiklerimizi daha çok sevip, bu hayatta ne için var olduğumuzu unutmamalıyız.
