Dur yolcu, bilmeden ezip geçtiğin kendinsin!
Karbon ayak izi ne demek bilmiyorum ve hala The Godfather 3’ü izlemedim. Sulu boyalarım kurudu ve Adobe Photoshop’u öğrenmeye niyet edeli üç yıl oldu. Yetişmemin mümkün olmadığı şeyler bizon sürüsü gibi önümde koşarken ben hep peşlerinde, dumanların arasında kalıyordum. Durunca duman dağıldı. Durmayı yaratan Allah’a şükürler olsun.
Şimdi zamanın ezici hakikatine takıldım. Ufak kızımın her an hızla büyümesinin, ve şu an elimdeki küçüklüğünün tadını çıkarmam gerekiyor hissinin üstüne geçemedi hiçbir uğraşı. Bu tamamen durgunluk veren huzurlu bir his değil. Öperken içim “Bu küçük el büyüyecek, bu küçük el büyüyecek” diye anın tadını çıkarmam hususunda bana baskı yapıyor. Çıkarıyorum. Anın, sıka sıka suyunu çıkarıyor dibini ekmekle sıyırıyorum. Kocaman bir insan olduğunda; küçüklük haline takılı kalıp, onu büyük bir birey olarak görememek de korkutuyor. Keşke hep çocuk kalsalar diyen tonton teyzeliğe yatkınlığım var ama kabullenmem lazım ki bunlar yaşanacak, gelmiş geçmiş milyarlarca insanın yaşadığı ve yaşayacağı gibi. Kabullenmeyi yaratan Allah’a şükürler olsun.
O yüzden şu sıra, bu büyüme hadisesini kaçırmamak için diğer her şeyin kıymetini gözümde küçülttüm. Ya da kendiliğinden küçüldü. Ölmeden önce yapılması gerekenler listesini kaybettim. Bizon sürüsünü takibi bıraktım. Bir ermişlik hali gelmedi de değil ama bu defa kek börek işlerine sardım. Keki de böreği de yaratan Allah’a şükürler olsun.
Ben Allah’ı kendimce tanıyorum. Dün gece eve yürürken üç kere “Allah’ım seni tanıyorum.” diyerek iman ettim, kendimce. O da beni benden iyi tanıyorsa ki bu böyle olması gerekiyor, bunları boş yere yaşatmıyor. Kadere imanın, kederi hafifleten bir yanı var. Ama burukluk hep olacak ondan kaçış yok.
Velhasıl böyle süreçleri müzik ve kalbimin cızırtısını dinleyerek geçiriyorum. Müziği ve kalbi yaratan Allah’a şükürler olsun.


tebrik ederim yazınız çok başarılı