Vertigo
“Bir cinayetin hatırasını saklamamalısın”
Psikolojik gerilim filmi deyince şüphesiz akla gelen ilk isimlerden biri Alfred Hitchcock’tır. Hitchcock, Freud hayranı biri olarak filmlerinde özellikle id, ego ve süperego kavramlarını işlemeyi oldukça sever. Bu kavramların yoğun bir şekilde kullanıldığı Psycho (Sapık) filmi sanırım hepimizin aklındaki en etkileyici Hitchcock filmidir.
Vertigo (Ölüm Korkusu), D’entre les morts (Among the Dead) kitabından uyarlanmış 1958 yapımı bir filmdir. FBI dedektifi olarak çalışan Scottie Ferguson (James Stewart), bir suçlunun peşinden koşarken arkadaşını çatıdan düşmekten kurtaramadığı hatta arkadaşının düşmesinin kendisine yardım ederken olduğu gerçeği ile büyük bir travma yaşar ve yükseklik korkusu (akrofobi) baş gösterir. Bunun sonucunda emekli olmak zorunda kalır. Daha sonra eski bir arkadaşının, karısını takip etmesi isteğini kabul eder ve olaylar başlar.
Vertigo filmini psikolojik açıdan önemli kılan, filmde Freudyen bir hikâyenin ve cinsiyetçi bir yaklaşımın var olmasıdır. Toplumsal cinsiyet formlarına oldukça dikkat çeker. Ferguson’un kendini gerçekleştirmek ve erkekliğini korumak için bir felsefesi vardır, polislik (güç gerektiren) ve aciz bir kadını korumak. Ferguson mesleğini kaybettiği sırada kastrasyon anksiyetesine girer. Bekâr olan Ferguson, bir erkek olarak rolünü tam anlamıyla gerçekleştirememesinin sıkıntısını yaşar. Bu sıkıntısını, üniversite döneminde üç hafta nişanlı kaldığı arkadaşı Midge ile dertleşerek gidermeye çalışır. Midge kendine yeten, ekonomik bağımsızlığını elde etmiş, güçlü bir kadındır. Aynı zamanda Ferguson’a akıl verir, ne yapması gerektiğini söyler hatta aciz kaldığı durumlarda onu kucaklar ve destek çıkar. Filmde Midge’nın bu tavrı güçlü bir kadın arkadaştan ziyade anaç bir anne olarak tasvir edilir. Ferguson onu anne gibi görür. Böyle bir kadının yanında deyim yerindeyse erkek olamaz. Hitchcock’un toplumsal cinsiyet algısı da bu yönde olmalı ki filmin sonuna doğru Midge’nın Ferguson’a sarılarak “Anne burada’’ demesi, karakter analizine yönelik söylenenleri destekler nitelikte ilerliyor. Daha sonra Ferguson’un yine üniversiteden bir arkadaşı, gazetede kendisinin vertigo sebebi ile işinden emekli olduğu ilanını görünce Ferguson’a ulaşıp ondan karısını takip etmesini ister. Karısının bir ölüyü taklit ettiğini, yabancılaştığını ve her gün arabasıyla millerce yol aldığını ve nereye gittiğini bilmediğini söyler. Bu endişesi için arkadaşından yardım ister. Ferguson, akrofobisinden kaynaklı vertigosu olmasından endişe duyup, işi kabul etmekte tereddüt etse de bu iş kendi rolünü tekrar elde etmesi için bir fırsattır. Teklifi kabul eder. Filmin bu aşaması gerilim doludur. Kadının yani Madeleine’nin nereye, ne için gittiğini, Ferguson ile birlikte anlamaya çalışırız. İzleyici onunla birlikte parçaları tek tek birleştirmeye başlar. Bir takibi sırasında Madeleine denize atlar ve Ferguson onu kurtarır. Bu aşamadan sonra Ferguson’nun bastırdığı cinselliği ortaya çıkar çünkü yardıma muhtaç bir kadını kurtarmıştır. Madeleine’e deli gibi âşık olur. Kendini onu korumaya adar. Madeleine intihar etme eğiliminde olduğu bir dönemdedir. Onu takip sürecinde izleyici ve Ferguson ölü bir kadının onun bedenini ele geçirdiğine ve intihar edeceğine inanır. Bu intiharını engellemek için Ferguson elinden geleni yapar. Fakat kilisenin yanına gittikleri sahnede, Madeleni daha fazla dayanamaz ve kilisenin kulesine doğru koşar. Ferguson onu takip eder fakat Madeleine’in çanın olduğu kısma çıkmasıyla birlikte Ferguson’un vertigosu baş gösterir ve olduğu yerde kalır. Ardından bir çığlık sesi duyulur. Madeleine kuleden aşağı atlamıştır. Ferguson’un travması aynı şekilde tekrarlanır. Arkadaşını kurtaramadığı gibi sevdiği kadını da kurtaramamıştır. Ağır bir depresyona girer. Daha sonrasında Madeleine’e tıpatıp benzeyen Judy ile tanışır ve her şeyiyle onu Madeleine’e benzetmeye çalışır. Bu, kastrasyon anksiyetesinin şiddetinden kaynaklanan fallik fiksasyonun belirtileridir. En sonunda Judy, Madeleine’in tıpatıp aynısı olmuştur. Bir akşam yemeğine hazırlandığı sırada taktığı kolye, tüm hikâyenin altüst olduğu sahnedir.
Tüm bunlara bakarak Alfred Hitchcock’un, Freudyen bir anlayışla cinsiyetçi bir psikolojik gerilim filmi ortaya çıkardığını söyleyebiliriz. Şüphesiz filmin, sinema tarihinde ilk defa grafik görsellerinin kullanılması, oldukça güzel sekanslarının ve tatmin edici sinematografisinin olması gibi etkileyici bir yönetmenliğin ürünü olduğunu söyleyebiliriz.
Sağlık Bilimleri Üniversitesi Psikoloji Bölümü 3. Sınıf
