20 Eylül 2022

Çare Sensin

Yazar: Sema YILMAZ

Fatma efkârlı bir hâlde çayını yudumluyordu. Bu durum gözünden kaçmayan usta, “Hayırdır Fatma, sende bir hâller var?” diye sorunca yalnızca “Yok usta, ne olacak…” diyebildi. Dinlenme saatinin ardından işinin başına geçen Fatma gün boyu eşinin yazdığı mesajı düşünmüştü. Neyse ki beraber çalıştığı mesai arkadaşı Selma’yla dertleşince acısı az da olsa hafifledi. Ondaki hüznü gelen müşteriler dahi fark etmişti. O, gözlerinin içi gülen kadına ne olmuştu böyle?

İki çocuk annesiydi, pırlanta gibi yetiştirmişti çocuklarını. Yirmi yıllık evlilik hayatında kaç şehir değiştirmişti Fatma, çok yorulmuştu bu durumdan. Evet, eşi Fatih beyin işi nedeniyle sık sık tayini çıkıyor ve yine bulundukları şehirden ayrılmaları gerekiyordu. İşten çıkar çıkmaz evin yolunu tuttu ve eşiyle dakikalarca konuştular. Artık bıçağın kemiğe dayandığını hisseden Fatma oturduğu yerden hışımla ayağa kalktı: “Bu ne zamana kadar devam edecek böyle?”

Fatih bey, “Bir süre daha…” demekle yetindi. “Ne, bir süre daha mı!” diye sert çıkışan Fatma daha yeni oturttukları düzenlerini, her defasında son sanarak ayrıldıkları yerleri düşünüyordu. Bir ses daha işitti eşinden: “Bu son!”
“Geçen de sondu, gelmeyeceğim…” diyebildi Fatma.

Eşinin son cümlesi karşısında üzülen Fatih bey odasına çekildi. O gecenin sabahında Fatma bir not gördü masanın üzerinde. “Eğer beni gerçekten sevseydin benimle gelirdin. Artık yokum…” yazıyordu.

Fatma eline telefonu aldı ve eşini aradı fakat ulaşamıyordu. Günler sonra tekrar aradığı numara kullanılmıyordu. Tam iki aydır bir haber alamamıştı eşinden. Bir sabah zil sesiyle uyandı Fatma, hızlıca kapıya doğru koştu. “Fatih olmasın!” diye geçirdi içinden. Gelen haciz memuruydu. Fatih bey borçlarını ödemeyince haciz kapıya dayanmıştı. Fatma âraftaydı ne yapacağını bilmiyordu. Gözlerinin önünde eşyalarını alıp götürdüler… O geceyi annesinde geçirmek üzere yola çıkan Fatma’nın gözlerinden sicim sicim yaşlar boşalıyordu. Olup biteni annesine anlattı. Annesi kızının hem sırtını sıvazlıyor hem de “Ağlama kızım…” diyordu.

Gece boyunca uyku girmemişti Fatma’nın gözüne, eline telefonunu aldı ve o ara bir bildirim geldi telefonuna: “Sen üzgünsün diye dünya durup sana yol vermeyecek.”

Bu bildirim âdeta Fatma’nın derdini biliyormuş da onu teselli etmek için gelmiş gibiydi. Dakikalarca okuduğu bu sözü düşündü. Ne kadar güzel bir cümleydi. Elinde telefonla uyuyakalmıştı. Annesi kahvaltıyı hazırlayıp kızını ve çocukları uyandırmak için odaya gelmişti. “Haydi, kahvaltı hazır!” Dünün şoku ve yorgunluğuyla kahvaltı masasına oturan Fatma “İçim geçmiş olduğum yerde uyuyakalmışım.” dedi annesine. Bir şeyler atıştırdıktan sonra işe gitmek için de yola koyuldu.

Yol boyunca gece okuduğu o sözü tekrar etti: “Sen üzgünsün diye dünya durup sana yol vermeyecek.”
Fatma, ustaya selam verip girdi içeri. Bir şeyler yapması gerekiyordu. Gün boyu ne yapması gerektiğini düşünürken kızı Aslı aradı. Aslı girdiği üniversite sınavından başarılı bir sonuç elde etmiş ve kazanmıştı. Bu haberi Fatma duyar duymaz gözyaşlarına boğuldu. Ama sevinçten…

Eve geldiğinde çocuklarını karşısına alıp onlarla konuştu.
Ve hep birlikte bir karara vardılar. Fatma hayatına yepyeni bir sayfa açmaya karar vermişti. Peki ne oldu dersiniz?
Fatma ve iki çocuğu büyükşehir de yeni bir hayat kurdular. Hem de kızının kazandığı üniversiteye de yakın…
Fatma birkaç yıl fırında çalıştı. Ardından biriktirdiği parayla kendine küçük bir yer açtı. Orada maharetli elleriyle ve mütebessim çehresiyle gelen müşterilerini mest etti ve zamanla işini büyüttü.
Kızı okulunu başarıyla bitirdi… Ve Fatma geçen onca sürede okuduğu o sözü hiç aklından çıkarmamıştı. “Sen üzgünsün diye dünya durup sana yol vermeyecek.”

Bu söz çok hoşuna gidiyordu Fatma’nın, çünkü biliyordu ki insanı dibe çeken hayat elbet onu zirveye de çıkaracaktır.
Çünkü Fatma biliyordu ki çare kendisiydi…
Çare sensin…
Çareyi sana veren, seni vâr eden kâinatın yegâne sahibiydi.
Ve o muhteşem ayet;
“Gevşemeyin, üzülmeyin, eğer hakikaten inanıyorsanız, muhakkak üstün olan sizsinizdir.”