Haydi Kalkın Yozlaşıyoruz
Dünya değişiyor ve biz de bu değişimin bir parçasıyız. Değişmek kaçınılmazdır çünkü eski nesil yerini evlatlarına bırakırken elbette yöntem, usul, fikir ve düşünce farklılıkları ortaya çıkar. Ama unutmamak gerekiyor ki her usul içerisinde kadim tecrübelerden bir iz taşır. Bu tecrübeler bizlere gideceğimiz yolu gösterirken aynı zamanda da kimliğimizi oluşturmamızda yardımcı olur. Yozlaşma tam da bu kimlik meselesiyle başlıyor aslında. Kimlik bunalımına giren toplum kesinlikle yozlaşır.
Dedeler babaları, babalar da oğulları her zaman eleştirip beğenmemişler. Yeryüzünde bulunan en eski yazıtlardan günümüze kadar bunu görmek mümkün. Beğenilmeyen her genç, beğenmeyenin içinde kalan bir keşkenin yansımasıdır aslında. Gerçekleşmeyen her hayal bir sonraki nesile miras kalmıştır. Fakat toplum içerisindeki yozlaşma bir nesil çatışmasından ileride bir konu. Bu yüzden yozlaşmayı gençlerin bozulması olarak ele almak tamamen yanlış bir yaklaşım.
Teknolojinin gelişmesi her ne kadar hayatımıza fayda getirse de farkında olmadan son iki yüz yıldır var olan ve etkisini hızlandırmaya çalışan yozlaşmanın da önünü açtı. İnsanlık tarihinde yaşanan olayları düşünürsek dünya toplumunun bir olaya bu kadar hızlı uyum sağlaması zaten beklenemez. Bu yüzden durum oldukça tehlikeli gözüküyor. Meşguliyetlerimizi ve önceliklerimizi değiştirdik. Bilgi kirliliği saf ve temiz bir beyinle idrak edemediğimiz bir ortamı karşımıza çıkardı. Fonlanan kurumlar tarafından uyuşturulduk, yanlışı doğru olarak gördük. Yanlış politikalarla yönetildik. Eğitim sisteminde bizim kültürümüzden uzak müfredatlarla, kendimizden uzak bir zihin yapısıyla büyüdük. Özendik, özendirildik, idrak ve ayrım yapamaz duruma geldik. Sözüm elbette bireylerin şahsına değil, toplumun idrakinedir. Sadece biz gençler değil, bizden öncekiler de böyle büyüdüler ve bir dur demezsek bizden sonrakiler de böyle yetişecekler.
Bunun yanında vicdanlarımızı kaybettik. Medeniyet kelimesi Medine’den gelir. Medine’nin kökünde de din vardır. Aslında medenileşmek dinle mümkün olan bir olgudur. Medeniyetin en önemli olgusu vicdandır. İki yüz yıldır sözde “aydınlanma” çağında dinden uzaklaştık ve vicdanlarımız da buna paralel olarak ölmeye, nefessiz kalmaya yüz tuttu. Yetime, hastaya, garibana, düşküne, yersiz yurtsuz mülteciye merhamet etmek şöyle dursun; yanımızda, yöremizde çalışanlara bile köle gözüyle bakmaya, her şeyin ölçüsünü parayla belirlemeye başladık. Her şey makineleşti. Her şey kâr-zarar ilişkisi çerçevesinde değerlendirilmeye başlandı. Vicdan, dünya üzerindeki en hassas teraziden bile daha hassastır ve merhamet dünyayı iyi bir yer haline getirecektir lakin galiba fazla “aydınlandığımız” için bunların farkına varamaz hale geldik.
Her şey bir yana, buna bir dur demenin vakti geldi. Kültür, sanat, eğitimle imar etmediğiniz gençlikten bir şey beklemeyiniz. Ülkemizde yetişen her genç hayal kurmaya çalışırken engellerle karşılaştı ve sonunda hayal kurmayı unuttu. Önce okulunu bitirdi ardından sigortalı bir işe girdi. Dünyayı sen mi kurtaracaksın, dediler. Bir şeyler yapmak isteyenler de ya maddi sıkıntılardan ya da enerji eksikliğinden kaybolup gitti. Hayal kurmayı bilemeyen, vicdanı olmayan, dünyadan bihaber nesiller yetişiyor. Bizden önce de böyleydi, hala daha böyle.
Kendi özümüze dönüp silkinmedikçe, dünyadaki güzellikleri evlatlarımıza göstermedikçe; kültüre, sanata, eğitime yatırım yapılmadığı sürece başka sermayeler kendi kültürlerini sizin geleceğinize dayatacak. Sizde “Gençlik çok bozuldu.” diyeceksiniz…
