11 Ocak 2023

Filistin Hakkında Konuşmalıyız!

Yazar: Şefika Nur KOCAAĞA

Saygı duyduğum, çokça sevdiğim ve de örnek aldığım Nurdan hocamın emek verip insanlığa sesini duyuracak eserinden esinlenerek kuruyorum cümlelerimi. Belki, bir kişi dahi de olsa, okuyup düşüncelerine konuk olurlar.

Tiyatroya geç kalmıştı Meryem. Bilmediği bir yerde, elinde telefonuyla kültür merkezini arıyordu. Etrafındaki insanlara sora sora bulmuştu sonunda… Koşa koşa binanın önüne gelen Meryem nefes nefese içeri girdi ve karşısına çıkan memura, sesi koşmaktan bitap düşmüş, kesik kesik “Be-nim ho-cam vardı, o-nun tiyat-rosu…” diyebilmişti. Güvenlik şefkatle gülümseyerek gideceği yeri gösterdi. Meryem teşekkür etmeyi unutmadan gösterilen yere doğru hızlı adımlarla yürüdü. Kapının başına geldiğinde kalbinin koşarken bile bu denli hızlı atmadığını fark etti. Sağ eli göğsünde, hadi bismillah.

Karanlıktan önünü göremezken oturabileceği yeri nasıl bulacağını düşünüyordu ki bir ses işitti sağından. Nurdan hoca… O’ydu işte, tam da karşısındaydı. Ne de çok istemiş ve beklemişti bu buluşmayı.

Hocasının tiyatrosuna mani olacak bir harekette bulunmak istemediğinden hemen merdivenin başına oturuverdi. En tepeden izliyordu hocasını, hayran hayran… O kadar güzel canlandırıyordu ki Meryem, bir an yaşadı o sahneleri ve farkına varamadı gözyaşlarının süzüm süzüm süzülmesini. Burnunu çekti gözyaşlarıyla. Meryem çok etkilenmişti aynı adı taşıdığı Filistinli Meryem’in hikâyesinden. O da kendisi gibi bir Meryem’di ama hayat ona hiç de güzelliklerle gelmemişti. Filistin’in birçok Meryem’i vardı aslında, haksız yere çocukluğu alınan Meryemler…

Canavarlar, vahşiler, sıcacık bir yuvayı çok gördü çocuklara, analara babalara… Geriye yıkılmış enkazların arkasında gözü yaşlı kaç çocuk bıraktılar? O minik elleriyle gömdüler toprağa hayallerini. Belki biri bir öğretmen olacaktı, biri mühendis, biri polis, diğeri kim bilir ne olacaktı. Meryem’in de hayalleri vardı. Kimse bilmiyordu, kimse sormamıştı ki ona. Şimdi gözü yaşlı yıkık binalara; köşede, kenarlarda, yerlerde yatan cansız bedenlere bakıyordu. Sadece annesine sarılmak istedi. En çok annesine sarılmak ve annesinin kendisini sakinleştirmesini… Ama annesi de yoktu. Elleri ve ayakları tir tir titriyordu. Ağzı kurumuştu. Babasını aradı gözleri. Gözleri önünde, tankın altında can veren babası nasıl gelecekti ki?

Şimdi ne yapacaktı? Kimsesi kalmamıştı yanında. Ayakları çıplak, kir toz içerisinde evine koştu. Evin kapısına geldiğinde arkasına son kez baktı, toz duman ve yıkıntılara çıkmamak üzere evine girip kapıyı kilitledi.

Meryem’in seneleri nasıl geçti, ne yaptı ondan başka kimse bilmiyordu.
Diğer Meryemlere ne oldu bilinmiyordu.
Filistin bir okyanus olsa, hangi balık dayanabilirdi?
Bir orman olsa, hangi ağaç yeşerebilirdi?
Bir gökyüzü olsa, hangi gün geceden sabaha dönerdi?
Ey en acı şehir ,
Sesini duymuyor mu kardeşlerin,
Gözyaşlarını görmüyorlar mı,
Yaralarını kimse sarmıyor mu,
Boynun bükük mü kaldı Filistin?