11 Nisan 2023

Ayna

Yazar: Mustafa AHMETOĞLU

Gecenin emri artık ötelenemeyecek kadar gecikmişti. Yeryüzü tepsisindeki bu kayıpların hesabını kimden soracaklarını da bilememişlerdi fakat artık zamanıydı. Kuşaklarına sakladıkları zehirli hançerlerin keskin tarafları kalın bir deriyi tek hamlede yırtabileceği gibi sert bir fikri de muhakkak ki direkt parçalayabilirdi.
Sağ eliyle sıkıca hançerin kabzasından tuttu.
İki adım daha attıktan sonra durdu, liderleri. Ayak bastığı yerde normalden çok daha farklı bir zemin hissetti. Ya da ona öyle geldi. Emin olmak için baktığındaysa gördüğü şey karşısında korkuyla birlikte şaşkınlığını gizleyemedi. Bastığı yer bir aynaydı fakat garip olan ise gördüğü kendisi değildi. Önce anlamaya çalıştı. Ve anladı. Damarlarında akan kanın içerisinde gizlediği ve kendisine bile açıklayamadığı tüm sırları, korkuları, sevgisi, suçluluğu. Ne var ise ruhunda aynada gördü. Bir süre sonra kendine ancak gelebildi.
Yanındakilerin bunu görmemesi için ayaklarını hızlıca aynaya vurmaya başlamıştı. Etrafındakilerin şaşkın ve anlamsız bakışları arasında. Bir süre sonra bir şey daha fark etti. Gittikçe aynaya bir bataklık gibi batmaya başladı. Durdu. Aynada gördüklerini arkadaşlarının da görmesinden çekinerek durdu. Hançerini çıkarıp aynayı patlatmayı düşündü. Şüphesiz ki bu da boşuna olacaktı.
Ölmek istediği anlardan biriydi. Bunun sebeplerinden bir tanesi içinde bulunduğu durumdu diğeri ise bu zaman kadar sakladığı tüm sırlarını başkalarının da görebileceği, öğrenebileceği endişesiydi. Hangisi daha geçerli bir sebep olabilir? Ölmek için, diye sordu kendisine. Artık tamamen durdu. Zihnini de durdurdu. Düşünmeyi bıraktı. Sadece hissetti.
Soylu bir ailenin ilk ve tek çocuğu olarak bir kahraman unvanına ulaşabilmişti. Geçen yıllar boyunca kendini daha fazla zamanın Tanrısı olarak görmeye başlamıştı. Bu ona yenilmez hissettiriyordu. Ve devrilmez. Ve ölümsüzmüş gibi. Garip ki kendisi de buna inanmaya başlamıştı.
İşte bu an’a kadar…
Artık kendisinin de kendisine açıklayamadığı sırların olduğunu, hislerinden kaçmanın artık bir çözüm olamayacağını anladı. Hayatın, ona ikram ettiği bu gücün, kendisine karşı bir anlam ifade etmediğini fark etti. İşte yolun sonundaydı artık. Korkmadan üstüne gittiği yaşamın, aslında onu ne kadar küçük düşürdüğünü düşününce nefret hissetmeye başladı.
Gözleri hafifçe aralanmaya başladı. İnce ışık hüzmelerinin gözlerini kamaştırdığını fakat güç bir mücadeleden sonra zafer kazanarak gözkapaklarını tamamen birbirinden ayırabildi. Etrafını gözlemleyip betimlemeye çalıştı fakat mevcut sözcükler yetersiz kaldı. Tek hissettiği kendisinin kocama bir hiçlikten ibaret olduğuydu. Gördüklerininse bir rüya mı yoksa bir gerçek mi olduğunu düşünmeye çoktan başlamıştı…