Harman Çok Ama Tane Yok
Ahir zaman toplumu ile evvel zamanın iyileri ve kötüleri arasında anormal bir farklılık var. Bu farklılık kalite ve sayı bakımından ilginç bir şekilde ortaya çıkıyor. Ahir zaman kötülerinin sayıları artmasına rağmen kalitesi hep yükseklerde ama bu durum iyiler söz konusu olunca değişiklik göstermekte. Evet, sayıları artıyor fakat kalite noktasında ciddi bir azalma mevcut.
İyiler, her geçen gün biraz daha pısırık, biraz daha süt dökmüş kedi misali durgun. Bence bunun sebeplerinden biri de mal, makam, mevki gibi rahatı barındıran unsurları kaybetme korkusu. Mal, mülk, makam biriktirme telaşı içerisine girdiler.
Peygamber efendimiz (s.a.v.) zamanında sayıların çok önemli olmadığını ama kalitenin son derece önemli olduğunu anlayabiliyoruz. Bizim piyon taşı kılıklı insanların askine; kale gibi sağlam, fil gibi kuvvetli, belki sayıca az ama kaliteli insanlara ihtiyacımız var. Başlıkta da yazdığım gibi harman çok ama tane yok. Evet, sayıca fazlayız ama etkimiz yok.
İsrail örneğin, aşağı yukarı 10 Milyon nüfuslu bir devlet. Bizim nüfusumuz ise 85 Milyon. Ama zulmüne karşı sadece slogan atmakla, kınamakla yetiniriz. Onu da sosyal medyadan yaparız. Her şeyimiz “-mış gibi” oldu. Sosyal medyadan cuma mesajı atınca da cuma gününü ihya ettik sanıyoruz. Bayramlarda bayram mesajı atınca bayramı ihya etmiş oluyoruz. Birimizin bir yakını vefat edince bunu sosyal medyaya duyurmayı marifet zannediyoruz. Sosyal medya bizim için değil sanki de biz sosyal medya için varmışız gibi.
Şimdi o kadar bukalemun insanlar, müslümanlar olduk ki bir kisveye bürünmeyi, bir kalıbın şeklini almayı meziyet atfediyoruz kendimize. Fakirler zengin taklidi yapıyor, zenginler de fakir taklidi. Kendimize her türlü vasfı mübah görüyor ama ne sebepse rezilliği kendimize bir vasıf olarak görmüyoruz. Bu durum nereye kadar gidecek hep beraber izleyecek ve göreceğiz.
İsmet Özel’in bir sözü var, çok hoşuma gidiyor. Diyor ki; “Rezillik var ama rezil olan kimse yok.”
Herkes birkaç tık, popülarite, gazete manşeti olmak için her türlü rezilliği yapabiliyor. Kimse de sormuyor; “Kardeşim sen ne yapıyorsun?”, “Nedir bu halin?” diye. Öyle bir akıl tutulması yaşıyoruz ki, ölmüşüz de gömenimiz yok. Muhakeme ve muhasebe yeteneğimiz depremin altında kalmış.
