7 Temmuz 2023

Şehit Astsubay Anısına

Yazar: Sevim GİRGİÇ

Saat 10.00, 18.30, 21.00, 01.00…

Bugün günlerden ne? Hangi aydayız? Bugün ayın kaçı? Bilmiyorum. Akşam saatlerindeyiz. Yanımda birkaç genç kardeşimiz var. Yorulduğumu hissetmemek için oturmuyorum. Hani uzun süre ayakta kalırsınız da oturunca yorulmuşum dersiniz. Bunu hissetmeyeyim diye oturmuyorum. Gözlerim iki küçük kız çocuğuna daldı. Uzaktan onlara bakıyorum. Kendi ayaklarından bol ayakkabıları var. Üstleri başları toz olmuş, saçları dağılmış. Birinde bir çaydanlık oyuncağı diğerinde bir tek fincan var. Sırayla birbirlerine çay ikramında bulunuyorlar. İçimden bir oyuncak, bir toka olsa da versem diye geçiriyorum. Onlara dalıp gitmişken yanıma güvenlikten biri gelip “Pardon! Şurada bir aile var, gelebilir misiniz?” diyor. Ailenin yanına gidiyoruz.

Üç kişiler. Üç kadın. Biri yirmili, biri otuzlu yaşlarında ve diğeri yaşlı bir hanımefendi. Yanlarında asker çantası, üstlerinde asker kıyafetleri. “Selâm!” dedim. Otuzlu yaşlardaki hanımefendi asker ceketi giyiyor, kucağında askeri evraklara sarılmış. “Abim gitti, kurtaramadılar onu, çıkaramadılar enkazdan, kurtaramadılar…” diyor. Çok bitkinler, su bile içmemiş olabilirler. İlk aklıma onlara su getirmek geldi. Su alıp yanlarına tekrar geldim. İnsanlar bazı durumlarda su bile içmeyi unutabilirler. “Lütfen biraz su için…” dedim. Sonra “Karnınız aç mı? Hadi gelin, biraz bir şeyler yiyelim.” dedim. İstemediler. Aç olduklarını biliyorum. Ne konuşmaya ne de ağlamaya güçleri kalmamıştı. “En azından biraz çorba için. Size çorba getireyim” dedim. Otuzlu yaşlardaki hanımefendi; “Olmaz ki, ben yiyemem, nasıl yiyeceğim? Üstüm ölü insan eti kokuyor. Depremden sonra yangın çıktı. Her yer yandı. Üstüm ölü yanık insan eti kokuyor. Her yerim öyle kokuyor. Kokuyu alabiliyor musun?”

Birden dona kaldım. Yıllardır eğitim aldım. Farklı alanlara dair de eğitim aldım ve hâlâ da almaya devam ediyorum. Sahada öyle bir şeyle karşılaşıyorsunuz ki bazen kavram, analiz, tespit, kuram hiçbir şey kalmıyor. Bir süre donakaldıktan sonra zihnimin içinde koku kelimesi belirdi. En azından şimdi neden yemek yemek istemediklerini, yiyemediklerini biliyorum. Eğer o kokuyu biraz olsun bastırabilirsem yola çıkmadan onlara en azından bir çorba içirebilirim ve bu onları yol boyunca götürebilir. Aklıma masadaki çiçek kokulu kolonya geldi. Salgın ve bulaşıcı hastalıklara karşı bize biraz eldiven, maske ve kolonya bırakmışlardı. Gidip kolonyayı getirdim. Biraz ellerine yüzlerine sürdüler. “Koklayın” dedim. Bir peçeteye kolonya döktük ve ara ara onu kokladılar. “Şimdi biraz çorba getiriyorum tamam mı, herkes biraz olsun içsin yola çıkacaksınız.” dedim. Hem koku değişikliği hem de birbirlerinin hatrına çorbalarını biraz olsun içtiler. Onlar çorbalarını içerken, “Bir şeye ihtiyacınız var mı?” diye ara ara soruyordum. Otuzlu yaşlardaki hanımefendi,

“Abime Hatay yeni görev yeri olarak çıktı. Oraya gitti tek başına bir ev tuttu. Birçok şehre görev yerine gitti, sınıra da gitti. Ama onu kurtaramadılar. Çocuklar vardı. Çocuklarımız. Deprem oldu. Her yer yıkıldı, binalar zaten yok oldu, çocuklarımızı kurtardık. Yiyecek hiçbir şeyimiz yoktu. Biz dayanırdık ama çocuklar acıkmaya başladı. Etrafta kimse yoktu. Çocuklar için yiyecek bir şeyler aramaya gittim. Ama her yer yağmalanmıştı. O yağma yerlerinden birine girdim belki çocuklara bir şey kalmıştır diye. Bir yuvarlak küçük bir tane ekmek buldum. Onu aldım. Cebimde biraz para vardı. Birazını aldığım yere bıraktım. Ben yağmacı değilim ki çocuklar açtı. Ben biraz para bıraktım oraya aldığım için. Sonra çocukların yanına döndüm. 4-5 çocuk vardı. O küçük ekmeği onlara küçük küçük bölüştürüp verdim. Kuşlara yem verir gibi verdim. Bir süre sonra çocukları önden gönderdik. Abimi enkazın altında aramaya gittik. Saatlerce aradık. Sonra makinalar geldi. O enkaza makinalar girdi ve abimin yarı bedeni çıktı. Abimin cesedi iki parça çıktı. Biliyor musun? Abim deprem sırasında belgelerini yanına almış, onu bulsunlar kim olduğunu bilsinler diye. Bu belgelere sarılmış halde bulundu benim abim. Ama onu kurtaramadılar. Çıkaramadılar onu. Kurtaramadılar.”

Belgelere sarılıp ağlıyordu. Üstünde ceketi. Belki de ondan kalan son şeylere tutunma çabasıydı. Ara ara tekrarlıyordu bazı şeyleri. Bazen tekrar tekrar anlatıyordu. Biraz konuşunca birkaç temel şeye ihtiyaçları olduğunu söylediler. Söyledikten sonra cebinden biraz para çıkarıp uzattı “Şey yeterli gelir mi bilmiyorum ama…” dedi. “Lütfen onu cebine koy, size yardım etmek, yardımcı olmak için buradayız.” dedim. Bazılarının cüzdanı, kimliği hiçbir şeyi yoktu ve su isterken bile çok mahçuplardı. İhtiyaçları olan birkaç şeyi getirdim. Sonra bir ellerini yüzünü yıkamak için gittiler. O esnada yaşlı hanımefendinin yanında kaldım. Anneleriydi. Sadece ağlıyordu. Hiçbir şey anlatmıyordu. Ona devamlı kullandığı bir ilacı olup olmadığını, ilaçlarının yanında olup olmadığını sordum. Herhangi bir sağlık sıkıntısı olup olmadığını sordum. Sadece yok dedi. Birkaç dakika sonra “Hani bir şeye ihtiyacım olup olmadığını sormuştun ya…” dedi. Hafifçe ve kısık sesle, “Bana bir çift ayakkabı getirir misin? Bu ayakkabılarla oğlumun enkazını aramaya gittim. Üstünde oğlumun enkazının izi, tozu, kokusu var. Bir başkasına ver ihtiyacı olan giysin fazla ayakkabı varsa değiştirir misin?” Oturup ağlayasım gelmişti. Ama oturup ağlarsam onlara yardımcı olamazdım ve diğerlerine ve yanımda beraber yardım ettiğimiz kardeşlere de. Belki de yetişemezdim. Hemen ona bir ayakkabı buldum. Kendim giydirdim.

Yola çıkmalarına çok az kalmıştı. Otuzlu yaşlarındaki hanımefendinin elleri morarmıştı. “Başka bir şeye ihtiyacınız var mı?” dedim. “Yok” dedi. “Üşüyor musun?” dedim. “Yok” dedi. Hava soğuktu ama o hissetmiyordu. Yanıma eldiven ve atkı aldım. Onları yolcu ederken eldiven ve atkıları verdim. Sarıldılar, teşekkür ettiler, dua ettiler, gittiler. Onlar gittikten sonra kendime on dakika verdim. Biraz ağladım, su içtim, hava aldım ve geri döndüm. Allah rahmet eylesin. Mekanı cennet olsun.

Şehit Astsubay ve ailesi, depremzedelerden bir aileydi. Binlerce aile düşünün. Yardım edebildiklerimizin ilk ihtiyaçlarına koşturduk. Ancak uzun vadede insanların ihtiyaçları var. Onları unutmamak ve yardımları devam ettirmek gerekiyor. Gençlere de dikkat çekmek isterim. Onların koşturmalarını görseydiniz, insanlarla ilgilenmelerini, onları kırmamaya çalışmalarını, ellerinden bir şey gelmeyince üzülmelerini, bazen çok etkilenip arkalarını dönüp ağladıktan sonra o aileye “Ben ihtiyaçlarını götüreyim mi?” demelerini görseydiniz gençlerden yana umudunuzu kesmezdiniz. Gençlerin de gönüllerini kırmayınız…