Vay Kurban
Korku, her insana göre değişkenlik gösterebildiği gibi tek bir cümle ile tanımının yapılması da oldukça kavidir. Korkunun güçlü ve ilkel bir duygu olduğunu birçoğumuz deneyimle tasdiklemişizdir. Peki deneyim sonucu bir durum karşısında, tedirgin bir tavır sergilemek de korku tanımının içerisine girer mi? Bir olay sonucu huzursuz tavır sergilemek; bizlere bir nevi bu durum içerisinde hayati tehlikenin olduğunu göstermektedir. Bu cümledeki hayatı tehdit etme durumu, yalnızca ecel korkusu olarak görülmemelidir. Karşıdan karşıya geçerken bir arabanın bize çarpma düşüncesi can korkusu olarak görünse de hissedilen duygunun yaşam kalitemizi etkilediği her olaya karşı da aslında insan ürkek bir tavır sergiler. Alışkın olduğumuz hayat standartlarının değişmesi, kurulu düzenimizin bozulması, her bir günle inşa edilen yaşamımızın değişmesi söz konusu olduğunda insanın ürkek olması garip karşılanmamalıdır. Hayatımızda birçok şeyi ilmek ilmek ördüğümüz kısa zaman içerisindeki tehdit durumunu, insan fıtrat gereği imha etmek için uğraşır. Soyut olarak bir saldırıya uğradığını düşünen insan, savaşta galip olmadıkça da rahata eremez. Çünkü bilir ki; eğer galip gelmezse, o korku sebebi onu hep tetikte olmak zorunda bırakır. Bu yüzdendir ki korkunun üzerine gidilmesi gerektiğini birçok insan savunur. Peki korkumuzun üzerine gitmeye de korkuyorsak? O korku ile yaşamanın bir yolu yok mudur? Ya da o korku hayatımızın imha edilemeyecek bir yerinde ise onunla yaşamayı öğrenmek zorunda mıyız? Korku duyduğumuz durumu, hayatımızdan tamamen def etmek yerine onunla yaşamayı öğrenirsek, o zaman tecrübe sonucu ders çıkarmış oluruz. Gerekli imtihandan öyle ya da böyle geçmiş isek artık o korkuyu hayatımızda kalkan olarak kullanabilecek mertebeye erişebilmişizdir. Örneğin; daha önce acı tecrübe ile sonuçlanan ve artık korku duyduğumuz olay, yaşamımız boyunca tekrar karşımıza gelmesi durumunda bu sefer elimizde kalkan ile emin adımlar atmamızı sağlar. Kalkanın bizi koruyup korumayacağını bilemeden tutarız. Koruyacağına inanırız. Âmiyane tabirle düşmana karşı tek gözü açık uyuruz. O korkunun yürüdüğünüz her sokakta karşınıza çıkabilme ihtimali olsa da kimi zaman yanından görmeden geçeriz, kimi zaman kulağımızı kapatıp duymayız. Korku karşısında zeyrekleşir insan, korku ile teyakkuzda kalır. Bu teyakkuz bir süre sonra normalleşir, hayatımızın bir parçası haline gelen o korku artık hayat alışkanlıklarımızın içerisine girer. Bu saatten sonra hazır olabilirsiniz. Yeni bir sınav yavaş yavaş sizlere yaklaşır. Ya yeni bir korkunun baş göstermesi ya da olanlarla sizi yüzleştirmek için. Alıştıktan sonra dönüp geriye bakınca korku karşısında yapılmış olanların aynadaki kişinin elinden olmadığını düşünürsünüz. Korku, öyle bir hale getirir ki insanı; dengesiz ruh hâlinde, ne yapacağınızı bilemez olursunuz. Çünkü korku her duyguyu bastırır, o bayrağı tek başına taşır savaşta. Diğer her duygunun önüne geçer de insan kendi olamaz çoğu zaman. Ama bunun da hayatın bir parçası olduğunu anladığımız zaman savaş yerlerine bahar rüzgarı eser. Yine çiçekler yeşerir, insan özüne döner. Korkarak dokunduğunuz ne varsa, bir rüya gibi kalır zihninizde. Önceden dokunduğunuzu hissedemez, baktığınız gözü silmiş olursunuz. Öyle ya, yok etmek için binbir çabaya girip, savaş olarak gördüğünüz korku karşısında galip olursunuz. Galip olunca bahar rüzgârı eserken mutlu olacağınızı düşünürsünüz. Halbuki savaş meydanına gömmüşsünüzdür onu. Yanından her geçtiğinizde, ölü olduğunu bilmenize rağmen tereddütle yan baktığınız defin yanına dikersiniz çiçeğinizi. İlk can suyunu onun toprağında verirsiniz. Savaş başlattığınız o duygunun toprağında çiçeğinizi büyütürsünüz. Korku böyle dengesiz hâle getirir işte. Önce öldürmek için uğraş verip, daha sonra mezar başında beklersiniz; dirilip uyansın diye değil, o korku hayatınızda yer ettiğinden. O korku giderse yerine gelecek olanı bilmediğimizden belki de. Korkmak pek meşakkatli olsa da büyütür insanı.
Ahmet Arif ölüm için, “Geldim geliyorum demez / Ya bir kuşluk vakti ya akşam üstü / Ya da seher, mahmurlukta / Bakarsın, olmuş olacak.” demiş. Korku da ölüm gibidir ne geldiğini haber eder ne de gittiğinde veda, bir bakarsın olmuştur olacak.
