Savaş, Zaman ve İncir
Yıl 1942. Mevsim sonbahar. Hava kapalı. İsmim meçhul olsa da gözlerim yaşlı değil bu defa. Son gelen mektubun sayfası ise dünkü yağmurda ıslanmış ve yıpranmış. Savaşta ise beyaz bayrak direğini taşıma görevi bana verilmiş. Fakat bir ay önce omzumdan aldığım mermi yarasından dolayı ağır geliyor her şey.
Henüz 19 yaşındaydı bende 22. Fakat onun kendi 22’sini göremeyeceğini söylemişti bir doktor. “Doktorlar zaten tarih konusunda çok beceriksizdirler…” diye avutuyordum onu ve kendimi. Hem zaten savaşın patlak vermesinden dolayı çok endişeleniyorduk. O, ben ve sahipsiz toprağa ektiğimiz incir ağacı fidanı. Kim; kimi, neyi ve ne zaman görecekti? Bir defasında Seina şöyle demişti: “Acaba bize ait bir mezar yerimiz olacak mı? Bu incir gibi bilinecek miyiz?” Evet anlamında başımı sallamıştım ama zaten yalancı bir hareket olduğunu anladı hemen. Aradan kaç yağmur mevsimi geçti hatırlamıyorum ama Seina’yı kaybettik… Savaşta da yenilmiştik. Biliyor musunuz? Savaş sonunda bize bir madalya verdiler. Sarımsı bir teneke parçası. Evlatlarından, eşinden, anne babasından, kardeşinden ve Seina’yı kaybetmenin bedeli olarak. Aslında bir ödül değildi o madalya. Hayatta yalnız başıma kalmışlığımın bir tescil belgesiydi.
Yine bir yağmur mevsimindeyiz. Yağmur damlalarının sesi birer mermi gibi çatıda, kafamın içinde ritimleniyor. Ölüm şarkısını çalıyor kendince. Tüm yağmur damlaları birbiriyle yarışırcasına yeryüzüne ulaşırken bazılarının ağaç yapraklarına tutunma çabası ise aptalca geliyor. Sanki bu dünyada bir iz bırakma çabası içerisindeymiş gibi. Dinen yağmurun ardından camdan dışarı bakarken ise güneşten yeni beslenmiş gibi oldukça parlayan ayın gözlerimi kamaştırmasıyla incir ağacını aydınlatması eşzamanlı oldu.
Bu arada az kalsın söylemeyi unutuyordum. Yukarıdaki sorularımın cevaplarını zaman bana verdi. Seina’nın mezarını incir ağacının hemen altına yaptık. O, incir ağacını göremedi. İncir ağacı da O’nu. Ben ise her ikisini gördüm. Ağaç için incir açma zamanlarındayız, Seina için ise; mezarlıkların çiçek açtığı zamanlardayız…
