8 Kasım 2024

“Süreç” ile Tanışan Çiçeğin Hikâyesi

Yazar: Betül Eslem ŞİRİN

Hayatta bazen her şey ne kadar da içinden çıkılmaz bir hale dönüşüyor, dimi? Düşünceler zihnimizde büyüyüp kocaman kocaman yerler kaplıyor hayatımızın her anında. Yemek yerken, yürürken, dersteyken, çalışırken, nefes alıp verdiğimiz her anda bizimle nefes alıp veriyorlar sanki. Canlandırıyoruz onları adeta. O kadar canlanıyorlar ki hatta boğazımızda hissediyoruz zaman zaman ellerini. Kurtulmanın yolu yok mu peki? Boğazımızdan o elleri çekip alamaz mıyız? Gönderemez miyiz geldikleri yere?

Bizi boğan düşünceleri yok edemeyiz öyle, üstünü çizip atamayız bir kenara, görmezden gelince görünmez olmazlar, kaybolup gitmezler. Onları yok etmeye çalıştıkça daha çok büyür, daha çok kayboluruz içinde. Ne yapmalı o zaman? Nasıl başa çıkmalı?

Olumsuz düşüncelerle başa çıkmanın en iyi yolu şu: Onların doktoru olmak. Hangi doktor hastasını iyileştirmek yerine öldürmeye çalışır? Düşüncelerimizi iyileştirmemiz lazım. Yaralarını sarmamız, ilgilenmemiz lazım. Olumsuzları olumlularla değiştirip zararsız bir hale getirmemiz lazım o canlanmış düşünceleri. Düşüncelerimiz iyileşsin ki bizde iyileşelim. Düşüncelerimiz olumlu olsun ki hayatımızda olumlu olsun.

Ben böyle uzun uzun düşünürken yıllar önce dinlediğim çiçeğin hikayesi geldi aklıma. “Süreç” ile tanışan çiçek.

“Baharın en güzel gününde çiçek boy vermiş, renkli renkli yaprakları açmış, mis gibi kokusunu salmış etrafa. Çiçek çok mutlu tabi. Pek beğeniyor kendini. Tüm güzelliğiyle ve kibriyle geçmiş koskoca yaz, gelmiş çatmış sonbahar. Sonbaharla birlikte çiçek güzelliğini kaybetmeye başlamış gün gün. Çok sürmemiş kurumuş, dökülmüş neyi var neyi yok. Bir kuru dalı kalmış sadece. Çiçek anlam verememiş ne olduğuna. Benim günahım neydi? Ben ne yaptım da başıma bunlar geldi? Diye düşün düşün hepten hasta etmiş kendini. Kendini suçlayarak geçirmiş her gününü. Bir gün bile mutlu olmamış. Sonra güneş ısıtmaya başlamış tekrardan, bahar günleri gelmiş. Çiçek kendinde bir değişiklik olduğunu fark etmiş. Anlayamamış başta. Aradan birkaç gün geçmiş, çiçek tekrar boylanmış, tekrar rengârenk yaprakları açmış, mis gibi kokusu tekrar etrafı sarmış. Çiçek kendindeki değişim üstüne düşünmüş bir süre. Düşünmüş düşünmüş ve anlamış ki hayat bir süreç aslında. Çeşitli süreçlerden geçeriz. Bu süreçlerin ortak yönü de hepsinin bir başlangıcı ve bir sonunun olması. Yani başımıza olumlu veya olumsuz şeyler gelebilir. Bu hayatın olağan akışında var olan bir şeydir. Ama hepsi birer süreçten ibarettir, başlar ve biter. Çiçek bunları anladıktan sonra bir daha ne yazları övünmüş kendiyle ne de kışları yasa boğmuş kendini. Öğrenmiş artık her şeyin gelip geçici olduğunu.”

Düşüncelerimiz de birer süreçten ibaret aslında. İçerisinde bulunduğumuz konunun bize hiç sormadan kucağımıza attığı bir yığın. Başımıza gelen şeylerin, düşüncelerimizin birer süreç olduğunu kabul ettiğimizde her şey bir nebze daha kolay. Artık bir sonunun olduğunu biliyoruz çünkü. Süreci kabul etmekle birlikte düşüncelerimizi iyileştirmenin de tedavisine başlamış oluyoruz. Ve düşüncelerimizin iyileşmesiyle sürecin sonuna yaklaşmamızda doğru orantılı.

Sonuç olarak her mevsim kendimizin kıymetini bilmeliyiz ve başımıza gelenlerin birer süreç olduğunu kabul etmeliyiz. Olumsuz düşüncelerimize çiçek açtırmalıyız ki olumsuz süreçler hızlansın. Ne demiş şair; “Çiçekte benim çiçekli günlerde. / Güzel düşündükçe güzeli çağırırım. / iyi olan ne varsa gönlümü açarım. / neye inanırsam onu yaşarım. / Yolda benim, yolcu da.”
Yani çiçekte biziz çiçekli günlerde…