Tefekkür Saatleri
Birkaç gün önce bir videoya denk geldim. Hayattan, ölümden, bu dünyadaki imtihanlarımızdan bahsediyordu. Sana bir iyi bir de kötü haberim var dedi anlatıcı. İyi haber hiçbir şey aynı hal üzere kalmaz, bir imtihana düçar olduysan bir süre sonra biter. Bu hal geçicidir. Kötü habere gelince bu imtihan bitince bir diğeri farklı bir şekilde zuhur eder. Karşılaştığın imtihanlar her seferinde farklılık arz edebilir. Ve bu durum ölene kadar böyle sürüp gider. Ne buyurmuştu Hz. Peygamber bu dünya mümin için zindan gibidir. Yani inanan insanlar sürekli sınanacak ve bu sınavları hakkıyla geçebilmek için mücadele etmek durumunda kalacaktır. Dinleyince iyi ki ölüm yaratılmış dedim. Böyle sürekli sınandığımız bir hayatın sonsuz olma ihtimali gerçekten ürpertici. Ama bu düşüncem biter bitmez yeni bir düsünce peydah oldu zihnimde. Ahiret hayatında ölüm yok, sonsuz! Ve henüz nerede yaşayacağım belli değil, bu daha ürpertici geldi. İliklerime kadar titredim. Rabbim cümlemize bu dünyada karşımıza çıkardığı imtihanları hakkıyla, sabırla geçebilecek feraset ve basiret nasip etsin. Bu hayatı en güzel şekilde neticelendirmeyi nasip etsin.
Tevafuk bu ya bahsettiğim video ile aynı gün bir hadis-i şerife denk geldim. Bir kaç defa okudum, okudum, gözlerim yaşla doldu. Kalbim haşyetle ürperdi. Ebu Hüreyre (r.a) rivayet edildiğine göre Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
– Kaçınanlar hariç ümmetimin hepsi cennete girecektir.
– Ya Resulllah kim (cennete girmekten) kaçınır ki? denildi.
– Bana uyan cennete girer; uymayıp isyan eden cennete girmekten kaçınmış demektir, buyurdu.
(Buhâri, İ’tisâm, 2)
Hadis-i şerif üzerine uzunca düşündüm, içlendim. Öncelikle ne güzel bir müjde değil mi “ümmetimin hepsi diyor cennete girecek.” Bunu duyunca insan mutluluktan havalara uçuyor. Fakat bir detay var. ‘Kaçınanlar müstesna’. Onlar kim; Haşa ben cennet istemiyorum dercesine yaşayan, peygamberin yolundan ayrılan, bana kuran yeter sünnetle işim olmaz diyen, başladığı işlerde peygamber bunu şöyle yapmıştı ama dönem, koşullar değisti o 1400 yıl önceydi diyerek haşa tahfif ederek kendi bildiğini okuyan, tek bildiği sünnet saç sakal selam olan, merak edip Kuranı Kerimde üsve-i hasene, en güzel örnek olarak işaret buyurulan peygamberim nasıl yaşamış; insan, eş, devlet adamı, komutan, baba, dede, kayınpeder, arkadaş ve daha nice roller içinde hangi haller üzerineymiş araştırmayan, okumayan, hayatına geçirmeyen insanlar, yani kaçınanlar… Bu ne kadar ürpertici bir şey. Teşbihte hata olmaz hepimiz cennetliğiz, adeta biletlerimiz elimizde yola çıkmak üzereyiz lakin başka bir yola evrilip biletimizi yitiriyoruz. O büyük müjdeye nail olmak yerine, yoldan ayrılıp helak olma ihtimali, ümmet olarak bizim yerimizde rahat oturmamıza mani olmalı. Harekete geçirmeli. Cennet yolculuğumuzun bileti, Efendimize uymaktan, sözünü işitip itaat ettik diyerek aksiyon almaktan geçiyor, o halde durmayalım haydi başlayalım kardeşlerim.

36 yaşındayım. Evliyim ve Allah bağışlarsa bir çocuk annesiyim. Sakarya Üniversitesi Yeniçağ Tarihi Anabilim Dalından 2019 yılında mezun olurken eğitim hayatında jübilesini yapan fakat öğrenmekten asla vazgeçmeyen bir öğrenme aşığıyım. Yazma eylemine 15 yaşlarında başlamış hayat yolculuğumda okuma, yazma ve gezmenin bir bütün olduğunda nasıl faydalı bir işlevi olduğunu görmüş biriyim. Türkiye’nin yarısından fazlasını gezip görmüş bir arkadaşımın deyimiyle Gezen Semaver’im. (Dadaş olduğumu söylemeyi unutmuşum) Bu kadar. Beni tanıdığınıza umarım memnun olursunuz.
