Bütün Kilitlerin Anahtarı: Sabır
İdealizm, belli bir ülküye çıkar gözetmeden bağlanma, ülküsü uğrunda her türlü güçlüklere göğüs germe biçimindeki tutum ve bu tutumu bir dünya görüşü olarak kabul etmek demek. Sanırım kendime idealist diyemeyeceğim. Zira ülkümden çok büyük çıkar gözetiyorum. Lakin bu kesinlikle maddi değil, manevi bir çıkar. En büyük tutkum olan edebiyattan isteğim, kendi tekamül yolculuğumda bana yaren olmasıdır. İnsanın, sesini duymasa da ona cevap verebilen dostları olamaz mı? Evet oluyor, kesinlikle kitaplar insanın en yakın dostlarıdır. Eğer insanın gerçekten bir ideali olacaksa oda kitaplarla ihlaslı bir dostluk kurmak olmalıdır. Zira insanlarla gerçek bir dostluğun nasıl kurulacağını bize ancak kitaplar öğretebilir. Bu kanonik bir realitedir. Dostluk ve sabır mefhumları, modern insanın bigane olduğu ülkülerdir. Ya da bir başka tabirle söyleyecek olursak, dostluk ve sabır, müsrif insanların ellerinden bir ağan gibi düşmektedir.
Hoş, emek olmayan her şey de olduğu gibi, emek olmayan dostlukta insan için elbette ki kıymetsiz olacak, sözde kalacak ve kısa bir süre sonra kendiliğinden ilga olacaktır. Başat olarak kitaplara dost olmamızı gerektiren yeğane esbab da budur aslında. Eğer kitaplarla ihlaslı bir dostluk kurabilirsek, insanlarla kurmaya çalıştığımız dostluğun nasıl muhkem bir hale getirileceğini de öğrenebiliriz. İşte modern insan için en elzem şeylerden birisi de, dostluğu kendisine bir ülkü olarak belirlemek ve bu uğurda cehd etmektir. Bir utkuya sahip olmak elbette önemlidir. Fakat o utku için yapılan mücadele ve harcanan emek utkudan daha önemlidir. Bir idealin peşinden gitmek perde çekmeye benzer. En meşakkatli olan kısmı kalın perdeyi çekmektir. Yolun başında hiçbir şey göremezsiniz. Eğer sadakatle yürümeye devam ederseniz kalın perdeyi çekmeyi başarırsınız. Nihayet karşınıza iyi ya da kötü bir manzara çıkar. Fakat bu manzaradan tatmin olamazsınız, zira çekmeniz gereken bir tül perde daha vardır ki manzarayı net görebilesiniz. En zor eşik olan kalın perdeyi çektikten sonra tül perdeyi çekmek hem daha kolay, hem daha zevklidir. Sabır mefhumu, sanki her şeyin içinde mündemiç olan ve her şeyin olmazsa olmaz bir parçasıymış gibi geliyor bana. Kendi fıtratına sabrı yerleştirmeyi başaran insanlara öyle imreniyorum ki. Açamayacağı kilit var mıdır sabrın? İnsan, zamanla insan olmaz. İnsan, sabırla insan olur. Kişinin ülküsüne olan sadakatini dahi sabrı belirliyor. Çünkü sadakat ancak sabırla gelir. Sabırsız sadakat olamaz. İnsana utkusunu kazandıran yeğane şey ona sadık kalmaksa, sadakatte ancak sabırla kazanılıyorsa, o zaman sorumuzun cevabı ortaya çıkmış oluyor. Kendisini bir sanatta ya da bir zanaatta usta olmaya adayan, ya da kendi ülküsü ve utkusu uğrunda savaşan kişiler, sabırsızlığı soluyan, fakat sabırla soluk veren insanlardır. Hülasa bu kişiler sabırla dost olmuş kişilerdir. İnsan sabırla nasıl dost olabilir? Sabra dahi sabretmek elzemdir. Manevi mertebeler içinde en müteal olanların başında gelir sabır. Zira ayeti kerimede: “İnsan aceleden yaratılmıştır.” buyuruluyor. Aceleden yaratılan insanın, nefsin ve şeytanın iğvalarını da sayarsak eğer, hilkatine muhalefet ederek sabretmeyi bilmesi çok az kişiye nasip olan bir utkudur. Demek sabırla Allah’a dost olabilen insan, bittabi insana da dost olacaktır. Sabır mefhumuna kendi yaşadığım bir hadiseyle misal vermek istiyorum. Yaklaşık beş yıldır Gebze’de yaşıyorum. Lakin fırsat buldukça tefekkür etmek ve ruhumu dinginleştirmek için Darıca sahiline gidiyorum. Beş yıldır da içten içe Darıca’ya taşınmanın hayalini kuruyordum. Karakter olarak dar, sıkışık ve kasvetli yerlerde bulunmayı hiç sevmem. Fakat anladım ki insan sevmediği şeylerle sınanarak sabretmeyi öğreniyormuş. Maalesef Gebze’deki evim böyle bir konumda bulunuyor. Burada beni teselli eden yeğane şey ise, sabah namazından sonra penceremin kenarına oturup, günün ilk ışıkları karanlığı silerken, hafif yelde yapraklarının raksını izlediğim çınar ağacımdı. Gurbette kiracı olmak zordur. Ev sahibimiz, dört yıldır arkadaşlarımla birlikte oturduğumuz evi satacağını söyledi. El mecbur bende kendime kalacak yer aramaya başladım. Birkaç ay süren bu arayışın sonunda Darıca’da bir yer buldum. Eve bakmaya giderken inşallah önü açık, ferah bir yerdir diye dua ederek gidiyordum. Eve vardığımda öyle pitoreks bir manzarayla karşılaştım ki, içim coşkulu bir neşve yumağına döndü. Dubleks bir evin üst katında yalnız başıma kalacaktım. Odamın hemen önünde geniş bir teras,bu terasın hemen karşısında saatlerce izleyebileceğim bir orman ve açık bir gökyüzü manzarası. İlk gecemde terasa çıkıp oturdum ve tefekkür ettim. Allah bana, benim istediğimden çok daha güzelini lütfetti. Allah benden pencereyi aldı, bana bir teras verdi. Allah benden çınar ağacımı aldı, bana bir orman nasip etti. Bu hakikatler, yaradana karşı içimi öyle bir minnettarlıkla doldurdu ki, semadaki yıldızlar adedince şükrettim. İşte ben o gün bir kez daha bütün kalbimle inandım ve iman ettim ki, Allah gerçekten sabredenlerle beraberdir. Eğer duamızı ihlasla eker ve onu sabırla sularsak, hasadın bereketli geçeceğinden şüpheniz olmasın. Zira önce Allah’a, sonra mahlukata dostluğun kapılarını ancak bu ikisi açabilir…
Sen Hakka tevekkül kıl
Tefviz it ve rahat bul
Sabr eyle ve razı ol
Mevla görelim neyler
Neylerse güzel eyler…
Erzurumlu İbrahim Hakkı
