Savaşın Kazananı Olmaz
Her savaşın bir galibi olmak zorunda değildir. Bir gün görülür ki ne siz kazanmışsınız ne de o. Kazanılan tek şey, keşkelerdir. Anılarımızın kılıç rolü oynadığı, sözlerimizin kalkan rolünü, kalbimizin de zırh rolünü oynadığı bu savaşta; zırhtan bir kalp de olsa tek bir söze bile dayanacak gücü yoktur. Zırhlı bir şövalyenin korkusuz bedeni bile sadece bir sözle yıkılır. Bu savaşın galiplerini her zaman en doğru ve en haklı kişiler olarak sanarız. Peki, kazanıp da en yanlış ve en haksız kişileri gördünüz mü? Her savaşın bir galibi olmak zorunda değildir, bu yüzden. Bu savaşlardaki galiplerin tek sırrı saldırmaktır. Ne kadar baskıda tutarsan karşıyı o kadar konuşturmazsın. Kendini en haklı hissettiğin anda karşıdakinin ne anlatması gerektiğini düşünmezsin. Öyle bir baskıdır ki senin yandaşların da vardır. Dinlemeden ve gözlerinizin gördüğü somut gerçek ile yargılarsınız. Hatırlamaz mısınız yapılan iyi şeyleri, sizin için veya bir başkası için düşündüğü incelikleri? Veya özgürce konuşabildiği düşüncelerini iyi bir durumda iken? Galip gelmek için tek sır saldırmak olacaktır doğrudan. Bu yüzden de galip gelen siz değil o olacak. Çünkü sen güç almışsındır ve sadece bağırarak, çağırarak kendine otorite kurmuşsundur. Kendini bir süreden sonra değersiz hissedeceksin bu yüzden. Pişmanlıkla dolu bir anıyı ileride böyle olmasın beni anlayan ve baskılamayan biri karşıma çıksın ve öyle denk düşelim, diyeceksin. Birbirinizi dinlemek isteyeceksiniz. Bu yüzden bu savaşlarda geriye sadece keşkeler kalır. Ama bence asıl konu savaş değildi. Belki de bahaneydi. Savaşlarda geçen bir söz vardır: “Biz ölürüz, dünya yaşar.” Sen yaşadın mı ki öleceksin? Hayatında bir kez bile kendinle çelişmediğin bir an oldu mu? Söylediğin sözlerin ertesi gününde hiçliğe kavuştuğunu hiç mi fark edemedin? Haklı olduğunuz konuda haksız olursunuz. Kağıtta kazanmışsınızdır. Her ne kadar zihninizin açık olduğunu fark etseniz de kalbiniz kapalıydı ve yüzü size darılmış bir vaziyette sizi izler duruyordu. Sonra da zırhı bile delen sözden kalbim kırıldı, diyip durursunuz. Önce bir kendini inkâr etme, daha sonra savaşta duruşunu göster. Bu bir eleştiri değil bir anıdır. Gerçekle yüzleşmeyi hep yanlış anlayarak bir ömür geçiriyorsunuz. Nerede sizin düşüncelerinizde yatan hayat? Rüyalarda yaşıyorsun! Hayallerde yaşıyorsun demek kolaydır insanlara! Bir savaşın başlamasının nedeni siz olursunuz! Kendimi bildim bileli güzel bir çocukluk yaşamış biri değilim. Binbir türlü renklere girdim ve hepsini tattım ama kendi rengimi asla kaybetmedim ve hiçbir sahiplenilmiş renge de bürünmedim. Kendimi sürekli kamufle ettim. Ne zaman olursa olsun iyinin yanında durdum. Kim haklı ise! Böyle kaybetmiş insanlar için bambaşka insanlarla savaştım ve kazandım. Kaybettiğim bir savaş olmadı. Çünkü eninde sonunda anlaşılıyordu gerçekler. Bazen insanlar iyi düşünecek bir durumda olmayabilir. Belki de aylar boyunca konuşturmadığınız insanları yenmişsinizdir. Bu yüzden kazanmanın tek sırrı, saldırmaktır. Elde boş bir avuç var ama sen tarladan havuç topladığını zannediyorsun. Belki de önünüzde büyük bir tarla var ve sen tarlaya ekim yaptığını zannediyorsun. Tarlanda çalışan işçiler var sanıyorsun. Ne büyük bir hiçlik! Bir yazıdaki detayı bulduğunuzda mutlu oluyordunuz. Sebebi malum ki dinleyemediğiniz gerçekleri kitapta dinlerken rahatsınız ama iş sözlere sardığında işi sarpa bağlarsınız. Bu yazıyı senin dilinden anlattım ama umarım ki anlattığım bu anlamı senliğinle kavrarsın.
