Sofra
Sofra.
Bazen yerde bazen kare, dikdörtgen veya yuvarlak masalarda kurulur sofralar. Bazen üstünde bir kuru ekmek birkaç zeytin azıcık sararmış bilmem kaç günlük peynir, bazen çorba pilav bazen adını sayamayacağım kadar çok nimetler… Velhasıl imkan ölçüsünde donanır sofra. Bunlar somut ve maddi içeriklerdir. Manevi ve soyut ifadesi ise çok başkadır. Sofra bir ailenin temel taşıdır. Sofradaki nimetlerden ziyade onun fonksiyonu önemlidir. Sofra; ailenin bir arada bulunmasını, bir şeyleri paylaşabilmesini, gün içinde yaşanan bir sorunun masaya yatırılmasını, öğrenilen bilgilerin tekrarını ve paylaşılarak çoğaltılmasını, bir meseleyi istişare etmeyi, hüzünleri kimi zaman, kimi zaman çılgınca sevinçleri taşır üzerinde. Yükü ağırdır. Bilmeyiz çoğumuz, belki fark etmeyiz bile ama sofralar çocukların yüreklerine ve oradan hareketle zihinlerine kuruludur. Dinlediğim bir sohbette saadet asrında Suffa (pek çok işlevi var en önemlisi ise bir eğitim alanı olması) namıyla Mescidi Nebevi’nin bir şubesinin evlerde de bir parçası olduğuna atıfta bulundu hoca ve ekledi “Suffa’nın evlerdeki şubesi sofralardır” diye. Sofralar eğitim öğretimin bir çocuk için başlangıç noktasıdır bu minvalde desek yerinde olur kanımca. Peki kolay mıdır bir çocuğu o sofrada yüreğinden tutup sıkıca kavramak? Esasında epey zor iştir! Yorucu, yıpratıcı, usandırıcı bir iş. “İş” mi? Çocuk eğitimi elbette bir iş olarak görülüp tanımlanabilir. Fakat bu benim kulağıma insafsızca gelmektedir. Çocuğu yüreğinden kavramak iş değil sanattır belki de. Belki de öğrenilemeyen meselemiz budur toplum olarak. Bir çocuğun sofrada elde ettiği birikim, onun geleceğini şekillendirecek, ah bir bilse ebeveynler…
Sahabe hayatından bir kesit dinlemiştim evlerdeki Suffa ile ilgili. Yedi oğlunu Allah yolunda şehit veren Sümeyra (r.a.) annemiz Ensardan bir sahabe hanımdı. Efendimiz Medine’ye hicret ettiğinde onun öğrenme aşkıyla yandığı bir mesele vardı. Efendimizin Mekke dönemini, İslam’ın başlangıcını ve yaşananları merak ediyor, bilmek istiyordu. Annemiz bu sebeple gidip Mekke’den gelen kadınlarla konuştu ve ara sıra evlerine giderek işlerine el atmayı karşılığında ise ücret yerine Efendimizin Mekke hayatını dinlemeyi istirham etti. Annemiz bu aşkla gitti öğrendi ve her akşam evinde kurduğu “Suffa”da eşine öğrendiklerini anlattı. Üç çocuğu vardı sofrada o zamanlar. Babaya anlatılan Resûlullah’ın hayatı onların kulaklarından yüreklerine öyle bir aktı ki birer birer şehit oldular Efendimiz’i koruma aşkıyla cihat meydanında. Canlarını hiçe sayacak bu sevgiyi anne onların yüreklerine öylesi bir ustalıkla nakşetti ki buna sanattan gayrı bir şey diyecek, tanımlayabilecek kelam bulamıyorum. Çocukların sofrada işittikleri mühim bu sebeple. Kurduğumuz o mükellef yahut mütevazi sofralara bunu baştacı yapmalıyız. Bilirim öyle sofralar kuruldu ki zamanında, bırakın eğitimi olgun bir yaşta geçmişe dönüp bakınca hatıralarla gözyaşlarına boğuldu insanlar. Sert bakışlar, bağırma ve hakaretler karşısında “çok olgun bir çocuk” olduğu için ağlamayı hazmedemeyen küçücük bedenlerin daha da küçülmesi.. Öğrenilen bir şey olmadığı gibi bir de yitirildi çocukluk o sofralarda. O çocuklar büyüdü, büyüdüklerini sandılar. Oysa tonlarca ağırlığı yüreklerinde taşıyarak ve hiç çocuk olmadan ansızın yetişkin oldular. Ne yazık ki harcandılar.
Peki biz bugün bu döngüyü değistirmek adına ne yapmalıyız?
Elcevap: Öyle sofralar kurmalıyız ki çocuk büyüdüğünde hatırladığı bir annenin tebessümü bir babanın başını şefkatle okşaması kardeşlerinin şen kahkahaları olmalı en başta. Yani; “koşulsuz sevgi, koşulsuz şefkat, koşulsuz paylaşım…”
Faydalı olduğuna kanaat getirilen, çocukların yaşına uygun her mesele, onların önünde konuşulmalı yalnız onlara anlatır gibi değil de eşler birbirine anlatmalı. Çocuğun kulağından girip gönlünde yeşerecek bilgiler olmalı bunlar. Onun geleceğini, kişiliğini, kıymet vermesi gereken değerler manzumesini, ahlâkı ve adaleti bir bahçe gibi tezyin etmeli..
Son söz: Uzman değilim, sadece bir yaşam tecrübem ve gözlemler silsilem mevcut. Anne baba olmanın biyolojik olarak sağlıklı her birey için Allah takdir ettiğinde mümkün olduğunu biliyoruz. Ancak anne-baba olmak ile Suffa mucidi anne babalar olmak arasında mühim bir fark var.
Naçizane yukarıda onu izah etmeye çabaladım.
Yanlış kelam varsa affola.

36 yaşındayım. Evliyim ve Allah bağışlarsa bir çocuk annesiyim. Sakarya Üniversitesi Yeniçağ Tarihi Anabilim Dalından 2019 yılında mezun olurken eğitim hayatında jübilesini yapan fakat öğrenmekten asla vazgeçmeyen bir öğrenme aşığıyım. Yazma eylemine 15 yaşlarında başlamış hayat yolculuğumda okuma, yazma ve gezmenin bir bütün olduğunda nasıl faydalı bir işlevi olduğunu görmüş biriyim. Türkiye’nin yarısından fazlasını gezip görmüş bir arkadaşımın deyimiyle Gezen Semaver’im. (Dadaş olduğumu söylemeyi unutmuşum) Bu kadar. Beni tanıdığınıza umarım memnun olursunuz.
