29 Eylül 2025

Süreyya: Kader Seni Görmezden Gelmiş

Yazar: Kübra İLERİ

Adalet deniyor çaresizce boyun bükülmeye zorlanan kadın.

Vazifesi, hakkı, düsturu: Kadın diye kocasının iki dudağı arasına terk edilmiş bir hayat.

Süreyya…

Parlak bir yıldızın gecesi nasıl olur?

 

Sessizliği saklıyoruz tüm sesi çıkmayan Süreyyalar için.

Kimse şikayetçi değil. Adam gibi toprağa ayak basanların iki kelimesi hayattan kopardıkları Süreyyalar için adalet çağrısı üzerine fal okları çekiliyor. Kader, diyorlar acıyı kaldıramayan vücutların hikayesine.

Gurbette sessiz gemi, sessiz kadın gidiyor. Denize susamış gökyüzü olmadan gecenin doymamış bir ruhu.

Kimse şikayetçi değil!

Süreyya adına binlerce göz yaşı akıtıyor, tüm dünya seni haykırıyor!

Ağıt, diyorlar bu haykırışa. Sen de toprak olmuş bedeninle duyuyor musun?

Durmayan, zamanda eriyip giden güzelliğin miras kaldığını.

Binlerce kelimenin bir hayat karşısında yok oluşunda cenneti de cehennemi de yüreğinde taşıyan kadınlar Süreyyalar.

Neden bir insan merhametine yenik düşer? Kimseye denmez mi ki her şey fâni.

Süreyya senin gizemli efsunun dahi kursakta yutulamayan cam kırığı.

Yaşanılanlar bir maziydi oysa; kocasının iki dudağı arasına terk edilmiş kader prangan

Sürgünmüş her geçen günler ömründen.

Rüzgâr saçlarını savuruyor her bir teli zamanla eriyip gidiyorken… İhtiras dolu otoriteler karşısında peykeler üzerinde gözleri kırpıyor insanlığın ihtiyar hâli.

Üç günlük dünyaya bir ömür çürütmüşken, bir heyecan rüzgârı kasıp kavuruyor her yeri.

Korkular cesaret karşısında yenik düşmüşken hasret destanları yazılıyor sensiz kalan topraklarda zelzeleler olmuş Süreyya.

Yaşayan ölmüş, ölen dirilmiş. Tanıklar kaçarken muhtaçlık, baş gösteren bir filiz diye ezberletilmiş.

Meğerse Süreyya gökyüzünde süzülüp giderken dönülmez bir yolun sessizliğinde çığlıklar attıkça kadere terkedilmenin son duasına “âmin” diyormuş.

Mazlum sevdiği zalim kocası tarafından gün ışığı yeni doğmuşken ufku söndürülen Süreyya.

Yüzündeki çizgilerin anneliğin bedeli olmuş bu bakışlar o ufku beklerken kanlarla dolmuş ellerin güneşe dokunmadan tutuşmuş

Elimde bir fotoğraf, kalbimde yaralı ürkek bir kuş baktıkça hatırlıyorken seni,

Hatırlamak ve unutmak girdabında kalbinde yatan binlerce tabutların selasını hayatını anlatırken okuyorum.

Artık herkese yabancı olan kimliğin tanıdık gelecek.

Felek düğüm olmuş, fırtınalı sahralar yağmur suyuna doymuş, aklın ve kalbin cengi başlamış kazancı kayıp bir çağ başlatıyor bu savaşın.

Hasretin kaldı akşam vaktine, sonsuza uğurlarken seni müptela bir vefa şarkısı yüreğimde

Dökülen bütün yapraklarını sonbaharda rüzgâra teslim edeceğim

*Tüm Süreyyalar… Kalbi, ruhu ve bedeni işkencelere maruz kalmış kadınlar anısına