Evrensel Çizgi
İnsan gelişimi iki çizgi üzerindedir. Dikey ve yatay. Dikey gelişim hiyerarşik bir yükselmeyi sağlarken yatay gelişim daha detaylı bir gelişimi kapsar. Bir başka deyişle dikey gelişim matematiksel zekayı kapsarken yatay gelişim duygusal, sosyal zekayı kapsar. Dikey gelişim bireysel, yatay gelişim sosyaldir.
Hayatta bir hedef belirleriz. O hedef doğrultusunda kendimize bir çizgi oluştururuz. Bu çizgiyi rutinlerimiz ve tercihlerimiz belirler. En çok neye zaman harcıyoruz. En çok kimlerle bir aradayız. Önceliklerimiz neler? Kendimize bizim için en ideal bir düzen sağlıyoruz ve o çizgide yürümeye devam ediyoruz. Fakat biz her ne kadar kendi kontrolümüzde çizgi oluştursak da bir de bizim kontrolümüzde olmayan bir çizgi daha var: Evrenin çizgisi.
Evrenin çizgisi aslında yıkıcı bir çizgi değil. Kendi düzeninde ve dengesinde ilerleyen bir çizgi. Öyleyse bizim hayatımızı altüst eden kudreti nereden buluyor? Onun için dönüp kendi çizgilerimize bakmamız gerekir. Biz o çizgileri oluştururken hedefimize neyi koyduk ve bu hedefe ulaşmak için nasıl amaçlar ekledik? Bu amaçları eklerken neyi önceledik salt kendimizi mi yoksa içinde bulunduğumuz yeryüzünün ihtiyaçlarını da gözettik mi?
Sosyal psikolojiye göre insan suçu hep başkasına atfetme eğilimindedir. Bu eğilim kendi sorumluluğunu bir başkasına yüklemesini sağlar. Böylece vicdan yükünü hafifletmiş olur. Ama unutulmamalıdır ki ideal bir toplum için değişim bireyden başlar. Önce herkes kendini daha sonra temas ettiklerini değiştirmeye (değiştirmekten kastım ise yeryüzünü tüketme odaklı değil yeşertme odaklı olma) çabalarsa ideal bir toplum meydana gelecektir.
Çizgiyi oluştururken yatay bir gelişimi gözetirsek bu durum bize beraberinde dikey bir gelişim de getirecektir. Birey olmanın ve bir toplum içerisinde yaşamanın dengesini tutturmak, çizgilerimizi belirli bir denge içinde oluşturmak bizi evrenin çizgisiyle tekrar dost kılacaktır.
