Ait Olamama Hissi
Ait olamama hissi. Bu cümle pek çoğunuza tanıdık gelecektir. Çoğu insan için bir bahane olan bu cümle benim hayatımın özeti sayılabilir. Çocuk denecek yaşta aile evinden ayrıldım. Pek çok farklı işte çalıştım, arkadaşlar edindim, kızlar sevdim ama aradığımı hiç bulamadım. Hoş ne aradığımı kendim de bilmiyordum ya. Farklı şehirlerin adını bile duymadığım sokaklarında yıllarım geçti. En sonunda denizci oldum. Denizi oldum olası sevmişimdir. İstediğim o yuva olmasa bile aradığım huzurun bir parçasını her zaman bana verir sonsuz maviliklerinde. Yaşadığım onlarca şehir için gelip giden sıradan bir yabancıyım. Evimi metropollerde ve limanlarda bulamadım. Gemiden inerken hep bir neşe içinde oluyorum. Ama kısa sürüyor. Nasıl ki bir insan olarak denize ait değilsem, aylarca yaşadığım, türlü badireler anlattığım gemiler evim değilse karada da bir evim yok. Aile evine döndüğüm zaman ne orası bıraktığım gibi ne de ben ayrıldığım gibiyim. Büyüdüğüm sokaklar, beraber oynadığım arkadaşlar, avucumun için gibi bildiğim semt tamamen yabancı bana. Öyle bir yabancı ki hem her şeyini biliyorum hem de hakkında hiçbir bilgim yok. İnsanlar için de ben öyleydim. Beraber büyüdüğü insanlar için yabancı olmak tarifi zor bir his. Genelde neşeli bir insanım melankolik yanımı çok az kişi bilir. 17 yaşındayken umutlarım, hayallerim, hedeflerim vardı. Çoğu şeyi değiştirebilirim, ideallerimi gerçekleştirebilirim sanıyordum. Dünya benim için açık bir kitaptan ibaretti. Kendime göre bilgeydim. Doğrunun bir tane olduğuna inanır, insanların nasıl bunu göremeyip hata veya yanlış yaptığını anlayamazdım. Gerçek dünyayı tanıyınca ne kadar da yanlış düşündüğümü anladım ama bu anlayış beni daha da melankolik biri yaptı. Neredeyse her ay intihar mektubu yazarım. Bir yazarın da dediği gibi eğer intihar düşüncesi olmasaydı çoktan kendimi öldürürdüm. Bazen dünyanın kaostan ibaret olduğunu o kaosun eninde sonunda beni yutacağını düşündüğüm oluyor. Genelde bu duygu üzerime çökünce şiir yazıyorum. Hepsinin sonu silinmek veya yakılmak olsa da arada sevdiklerim de çıkıyor. Şahsen en sevdiklerimden birini sizinle paylaşmak istedim;
Güneş batarken minarelerin arasından usulca
Bitirmişken martılar kara ve deniz arasında mesailerini
Mösyö Savinien, Senyor Keseda ve ben sarhoş denizci
Bakarak ufkun maviliklerine, kaldırıp kadehlerimizi
Şerefe ve ölüme diyerek tartışıyoruz yaşamın amacını
Bulamadık üçümüz de aradığımızı ve harcadık boş yere
Hayatlarımızı, savaşırken olmayan düşmanlara karşı
Dememe kızan Senyor Keseda bağırarak diyor ki bize:
Gerçekti benim savaşlarım ve aşkım
sorun inanmazsanız
Sanço’da yemin eder Tanrı üzerine Toboso’l Dulcinea’da
Alay edip gülüyor Mösyö Savinien düzeltirken şapkasını
Saraydakiler de yemin edebilir çok sevdiklerine Kralı
Veya Le Bret sevgili dostum diyebilir büyük değil burnun
Peki söyleyin bakalım gerçek olabilir mi bunlar Senyor
Burnunuz, dedi Keseda şaşkınlıkla. “İlk defa çekti dikkatimi”
Sinirlenerek “Değirmene mi benziyor?” diye sordu öteki
Çekip kılıçlarını başlıyorlar düelloya asilce selamlayıp
Saldırırken birbirlerine, yenmekten çok yenilmek ister gibi
Sonra kayboluverdi hayalleri ve tek başıma kaldım
Baktım masaya dikkatle ve gördüm üzerinde 26 yılımı
Birkaç kitap, bir paket sigara, bir kadeh viski
Ve ait olamama hissi hayatta kaldığım bunca senenin özeti…
Denizci
