Yaşam Çiçeği
Özünü düşünüyorum: insanlığımın ruhunun en derindeki kırıntısını neyden oluştuğunu soruyorum kendime. Yüzyıllar önce benle aynı imkanları sahip olmayan atalarımın benden daha fazla bilgi toplamış zihinlerinin tecrübesine dayanmaya çalışarak okuyorum. Olmuyor gibi kendi ruhumun nedenini başka birinin temelinde aramak olmuyor gibi. Herkesin ya da inanışlarına göre kendilerini gruplara ayıran insanların dediği gibi; ruhun bir yaratıcıdan bahşedilmesinden bahsetmiyorum. Benim ruhumun temelinden bahsediyorum. Dindarların ve deistlerin belki de nihilistlerin cevapları gibi genel cevapları değil kendi özümü düşünüyorum sevgili. Bir et parçasını, kimsenin gönlü kırılmasın düşünebilen bir et parçasını. Hareketli yapan mekanizmayı değil hayata bağlayan şeyi merak ediyorum. Her an ölüme yaklaştığımı bilmeme rağmen, içimdeki sürüngence hayatta kalma güdüsünden çok. O hayattan zevk almamın sebebini… Ne arzularıyla doyurulmamış bedenim ne de mütevazi olma öğüdüne inanmış, öyleymiş gibi davranan ruhum. Sonsuzluk ve şimdilik arasında mekik dokuyan zihnimde cevaplarımdan çok uzakta. Nasıl birleşiyorlar aynı noktada… Toprak, hava, su gibiler ama aynı amaca hizmet etmelerindeki sebebi: “Yaşamımın Çiçeği” bakıma muhtaç bir bebek gibi. Her şeyin merkezinde duran ve varlığınım tüm birleşenlerinin onu merkez aldığı bir çiçek. Bir bebek gibi muhtaç olduğu için mi seferberler ya da bir tanrıça gibi tapılmaya layık olduğu için. Aslında ikisinde de etrafındakilere muhtaç olan varoluşlardan bahsediyoruz ama varlığımın çiçeği, ruhunun derinlerinde. Zihnimin üstünde bedenimin kalb denen noktasında açıyor her gün. İftirayla kirlenmiş şehirlerin cahil topluluğuna gülüyorum her sabah, ait olmadığım bir diyarda sürüklüyor beni zaman. Her şeye rağmen nasıl yaşama tutunuyorum biliyor musun? Çiçeğimin kökleri göremediği senden güç alıyor, gün sayıyor. Seni görme umudu, sevilme umudu besliyor ve canlı kılıyor bizi. Haset, ne kin ne de nefret kalıyor benliğimde. İnsanların önlerine serilen cennet bahçelerine ufak bir minnette bakıyorum, belki de ufaktan az. Bir istiridyenin değerli incisi gibi bana attığın sevgi, keder, acı, yalnızlık tohumlarını çiçeğe çeviriyorum. Ardından her sabah güneşe dönüyor yüzünü bende hayata.
Hırslarım, umutlarım ve hayallerim hızlı ama küçük bir tavşan bedeninde kaçıyor sevgili.
Şimdi cevabını bildiğim soruyu bilmiyorum ama seni biliyorum, yaşam çiçeği….
