Bir Hakikat Yolcusu: Alev Alatlı’nın Ardından
“Alimin ölümü alemin ölümü gibidir”
Hz. Muhammed Mustafa s.a.v
2 Şubat akşamı öğrendiğimde gerçek olmadığına inanmak istediğim bir haberle sarsıldım. Arkasından bu cümleleri yazacağım aklıma bile gelmezdi çünkü ben onun, ona bu kadar ihtiyacımız olduğu günlerde bu fani alemden asıl olan baki aleme göç edeceği gerçeğini hiç düşünmezdim. Sanki o hep orada bir yerlerde olacak ve ben de naçizane bir genç olarak en büyük hayallerimden biri olan onunla yüz yüze tanışma şerefine mutlaka ama mutlaka bir gün nail olacaktım. Aklımda hep bu vardı. Bir gün onun ardından bunları yazmayı değil de kim bilir onun yanında ağzım kulaklarımda çekildiğim bir fotoğrafımı paylaşmayı arzuluyordum.
Ancak belki de ona dair arzuladığım şey dijital bir görüntüden daha çok kulaklarımda yıllarca yankılanmasını temenni ettiğim “yavrum, evladım”larla beraber sıraladığı kâh hayata dair, kâh bu ümmete dair, kâh Türk milletine dair nasihatlerine kulak vermekti.
Hani bir hayaliniz vardır ona tutunursunuz, onun umuduyla yaşarsınız ya benimkisi de bir nevi öyle bir hayaldi diyebilirim. İnsan hiç tanımadığı birini kahramanı beller miymiş, hakikati yazmasına vesile olan ellerini öpmeyi diler miymiş?
Sanıyoruz ki bir Alev Hoca gider bin Alev Hoca gelir. “Alimin ölümü alemin ölümü gibidir.” diyen önderimiz Resulullah’ın bunu hangi hikmete binaen söylediğini anlamak isterseniz şayet; baki aleme irtikal eden alimlerin ardından yeri doldurulamayan koskoca boşluğa bir bakın. Şu köhnemiş, çürümüş dünyada nadir birer mücevher olan bu insanların nasıl da karanlığın içinde pır pır yanıp sönen birer ışık olduklarına şahit olun. O ışık sönünce anlıyorsunuz; meğer ne çok ihtiyacımız varmış onların yolumuzu aydınlatmalarına.
Gerek Filistin mevzu bahis olsun gerek memlekete dair gerekse de Rabbimizin kelamı olan Kur’an’dan bir parça olsun hemen hemen her mevzuya derin, engin bakışıyla yol gösterirdi. Bu millete dostunu da düşmanını da göstermek isteyen en çok da milletine bir ayna tutup kendisini göstermek isteyen bir kalemdi. Yıllar evvel bu memleketin insanına koyduğu “toplumsal afazi” (1) teşhisi ile de ne denli ileri görüşlü bir “toplum doktoru” olduğuna şahit olduk. Müslümanca bakmayı, yaşamayı, güncel olaylar karşısında Müslümanca durmayı anlatır, yazar, haykırırdı. Ama yaşamadığı, benimsemediği hiçbir şeyi de anlatmaz, nasihat etmezdi.
Bugün Müslüman bir Türk genci olarak birçok konudaki duruşumu ona borçluyum diyebilirim. Hocaların hocası Alev hocanın dizinin dibinde oturup ondan nasihat dinleyemedim belki ama şimdi geride bıraktığı eserlerinden faydalanmak, bu ülkeyi çok sevmek, bu ülke için çok okumak, çok çalışmak, asıl düşmanı hiçbir zaman unutmamak, “Aslolan helalleşmek olmalıdır. Helalleşmek mahkemede dava kazanmaktan daha üstün olmalıdır. Çünkü her yasal olan hak helal değildir ve olamaz.” (2) sözlerini bir amentü, bir manifesto belleyip bu minvalde dehlizlerimi şekillendirmek ve onun bıraktığı bayrağı devralıp en önde taşımak bana farz oldu.
O, gök kubbede hoş bir sada bıraktı. Biz onun mücadelesine şahidiz ve razıyız. Allah da ondan razı olsun.
(1) https://www.alevalatli.com.tr/turkiyeyi-anlatan-kedi/
(2) https://www.yenisafak.com/video-galeri/gundem/bilge-yazar-alev-alatlidan-geriye-bu-ogutler-kaldi-her-yasal-olan-sey-helal-degildir-4599275
