16 Mayıs 2025

Bırak, Olsun

Yazar: Ahmet KAÇUK

Hayat bir kıyıdır ve bizler orada yaşayanlarız.

Bu kıyılara ve etrafımdakilere her baktığımda, sürekli ama sürekli hep bir durum düşüyor içime; insanların içinde dolaşan, birbirlerinden farklı olan düşüncelerini fark ediyorum. Her birinin gözlerinden bambaşka düşünceler, yaşamlar dökülüyor. Bu gözlerin bakışlarında bir umut var; göz kapaklarına tutunmuş ve düşmemek için çabalayan türden. Bazılarında suskunluk vardı ve bir yerlere gitmek, gidip bazı işleri halletmek uğruna bir telaş vardı gözlerde ama bir cevapları bile yoktu.

İnsanlar konuşuyor sürekli ama ben duymuyorum. Sanki herkesin kendi içinde bir melodisi var ve ona kendini kaptırıp yol boyunca ilerliyorlar. Dudakları bile kıpırdamadan, içlerinden gelen o melodiyle kendileriyle konuşuyorlar. O telaş içinde yürünen yolların ardında onlara bakıyorum. Dudakları bir o kadar suskun ve bir o kadar da çok konuşkan ki sürekli bir şeyler yakalama peşinde ve telaşlar içinde yol alıyorlar. Her biri bu telaşın, yolun içinde karşılaşmak istediği kişiyi, kişileri kendi kıyılarında bekliyorlar. Bu konu için diyeceğim tek şey şu olur: Beklediğimiz bu deniz kıyısında bizi, beklediğimiz doğru insan mı alacak yoksa doğru insanız diye bizi o gemi alıp bir başkalarının kıyısına mı sürükleyecek? Bunu zaman gösterecek belki ama buna sadece izin vermek gereklidir.

Deniz kıyıları bambaşka bir şey. Öyle gemiler gelir ki sırf sevmeye veya sevilmeye ihtiyacın var diye seveceğin insanlar gelir veya gönderilir. Hayatına kötü etkiler bırakacak insanlar da gönderir ki sırf ders al ve bunu yapmamaya gayret et, dayan diye gönderir. Bazı gemiler ise hiç gelmez ve sadece beklersin, beklersin… Ufuk çizgisine gözlerini dikip sabırla beklersin ama yalnızca rüzgâr gelir. Yine de o rüzgârın bile bir anlamı olur. Belki de seni beklemekten alıkoymak için değil, beklerken içine dönmeni sağlamak içindir. Çünkü bazen dışarıdan beklediğin şey, aslında içinde olgunlaşmayı bekleyen bir parçandır.

Deniz kıyısında beklemek sadece bir hareket değil, bir haldir. Sessizce dalgaların geliş gidişini izlemekle geçer zaman ama o zaman sana bir şey öğretir: Kontrol edemediğin şeyleri kabul etmek… Belki hiç müdahalenin olmadığı yerlerden güzel haberler getirebilir. Bu yüzden bırak ve olsun.

Hayat bazen kıyına hiç istemeyeceğin insanları gönderir. İçindeki melodiye bir göz atman için. Bazen de seni anlatacak insanlar gönderir ama önce kendine kulak vermen gerekir hak etmek için. Kendi melodini duyamıyorsan, başkasının melodisi seni sadece savurur. Gemiler seni bir kıyıdan alıp götürebilirler fakat melodini kendin bestelemediysen her kıyı biraz daha uzaklaştırır kendinden. Görünen de bu ki, yaşadığım yerdeki insanların kendilerine ait hiçbir melodisi yok. Bu yüzden sadece birkaç kişiyle konuşuyorum ve sadece onlar beni anlıyorlar, keşfediyorlar; seviyorlar, değer veriyorlar. Üstelik onlar da bu yüzden benimle konuşuyorlar. Gelelim asıl mevzuya, başta sanki herkesin kendi içinde bir melodisi var ve bu yüzden de telaşlar içinde yol alıyorlar demiştim. Sahi, herbirinin içindeki düşünceler, kendi düşünceleri miydi yoksa istemsizce sürekli dışardan duyduğu sesleri kendi içlerinde modelleyerek bir melodi mi oluşturuyorlar? Bunu bilemem ama her birinin davranışlarından, sözlerinden bir fikir sahibi olunabiliyor ki oluyoruz da. Kendileri oluştursun veya oluşturmasın, her melodinin kendi içinde bir orkestrası vardır ve bunu en güzel şekilde çaldığını kanıtlamak, sadece etrafındaki insanların size ne şekilde baktıklarını ve nasıl bir değer verdiklerine bakmak gerekir. Bunun için ekstra bir çaba gerekmez ve gerektirmez. Kendine ait olan bu melodinin kimlerde etkili olup olmadığını görmek için bırak ve izle. Kim senden yana kalmış, kim senin ışığın ile birlikte devasa bir ışık oluşturma peşinde; kim seninle beraber, kim sana doğruyu söyleyen? O zaman görürsün.

Melodiler aslında bulunduğumuz kıyıyı nasıl düzenlediğimizle alakalı. Önümüzde duracak veya duran bir geminin ipini ne kadar sağlam bağlarsan o kadar bağ kurarsın ve bu melodin o gemide geniş bir yankıda yayılır. Eğer ipi gevşek bağlarsan veya gemi o şekilde bağlanmayı isterse, demek ki melodin o gemi için kısa sürecek ve belki de gidecek. Gitmesinin veya kısa sürmesinin nedeni melodinin nasıl olduğu değil, melodi sahibinin nasıl biri olduğu ve neyi hakettiği ile alakalıdır. Kısa kalması gereken bu gemiler demek ki ya kötülük getirecek ya da sende değişikliklere sebep olacak. Uzun kalmasını engelleyen şey senin melodin ve melodini nasıl ustalıkla çaldığınla alakalıdır. Melodin eğer sana ait değil ve çalamıyorsan, o gemi orada kendini sıkı bir şekilde senin kıyına bağlayacak ve uzun bir süre etkisi altında bırakacak. Bu yüzden gelen bu gemileri kendi isteğinle görmeden, anlamadan sıkıca bağlarsan sorun melodin değil, kendin olursun. Başına gelecek olayları da gelen gemiden, belki de en uç nokta olan tanrıdan bileceksin. Suçlamak kolaydır ama melodini sen bestelemedin ki zaten. Sorun da bu: Bu durum her uzadığında, isyanımız da sürekli dışa dönük olacak ama fark etmediğimiz durum da bu: Kendi melodimize, içimize bakmadan yönümüzü dışarıya; gelenlere, gidenlere, kalanlara çeviriyoruz. Bazen bu şekilde bakmak doğru olabilir fakat önce içimize bakıp o gemiyi neyin bağladığına bakmamız gerekir. Bir durum daha var ki, bazen yönümüzü öyle çevirsekte bu gemiyi dışardakiler, gelenler; gidenler, kalanlar da bağlayabiliyor. İşte bu yüzden hayat, öyle gemiler kıyıya yollar ki, o gemileri kendi bağlar ve sırf sadece ders al ve bazı şeyleri anla diye yollar. Hatta bazen öyle acımasız olur ki, çok seveceğin geminin ipini gevşek verir ve ne kadar bağlasan da sıkılaşmaz. Bu yüzden de keşke gitmeseydi diyip acı çeker halde bırakır bizi hayat. Bu yüzden gelen bu gemilerin ipi ne kadar seninle de alakalı olsa da hayatın vereceği, vermek istediği anlamla da alakalıdır ve bu yüzden ya sağlam ip verir ya da gevşek ip. Bizler için sadece buna bakıp uyum sağlamak gerekir. Bu yüzden de bırak, izin ver, kendin ol ki olsun.

İnsan, kendi bir kıyıdır. Kıyıdan ne kadar kaçmak için koşsa da kıyı her defasında sonsuzmuş gibi sürekli uzar ve bitmez. İnsan ya bu, özgürlüğü sever. Halbuki özgürlüğün adı kendi içindeki bu kıyısıdır. İçini ne ile dolduracağı gelen gemilerde ve onların kalması veya gitmesiyle ilgilidir. Bazen hayat gönderir, bazen de sen seçersin bu gemileri. Bu yüzden başlıkta bu ya: Bırak, Olsun. Bırak, olsun ki her daim insanlara belki de hayata karşı gücün olsun.