Doğru Olmanın Yanlışlığı ya da Yanlış Olmanın Doğruluğu Üzerine
Farkındayım bir paradoks gibi gelebilir attığım başlık ama günümüzü özetleyen durumun tam da bu olduğunu düşünüyorum. Elbette doğru ve yanlış nedir ne değildir tartışılır ancak benim burada anlatmak istediğim “modern” olarak nitelendirdiğimiz yaşadığımız çağda işlerin tersine dönmüş olması. Yani doğru olanın, hakikatin yanında olanın, işini hakkıyla yapanın, çalmayanın, çırpmayanın, yalan nedir bilmeyenin sistemin dışında kalışı, tırnak içerisinde saf olarak nitelendirilmesi; buna mukabil yanlış olanın, hakikati görmezden gelerek ıskalayanın, yalanla ve aldatma ile içli dışlı olanın, her şeyi kalıbına uydurarak halledenin, bir kereden bir şey olmaz diyerek haksızlıkları ve zulümleri görmezden gelenin, aman canım bu devirde bu da mı şu da mı yapılırmış diyerek birtakım şeyleri meşru göstermeye çalışanların tırnak içerisinde uyanık olarak nitelendirilmesi…
İşte problem tam olarak burada başlıyor. Yavaş yavaş değerlerimizi yitiriyoruz. Bizi biz yapan, insan olduğumuzu hatırlatan, incelik ve zarafet dolu değerlerimizi yitiriyoruz. Ve bu o kadar aleni bir şekilde oluyor ki ama bizler yavaş yavaş çarkları içerisinde bizi de öğüten kapitalist sisteme fazlasıyla entegre olduğumuz için farkına varmıyoruz artık birçok şeyin. Ortada rencide edilecek bir yığın eylem var fakat işin acı tarafı rencide ettiğin zaman senin suçlu olman. Eylemi yapanın utanıp sakınması gerekirken senin hakikati söylerken ezilip bükülmen. İşte tam da burada devreye doğru olmanın yanlışlığı giriyor. Eğer hakikat, bazılarının canını acıtıyorsa ve buna dayanamıyorlarsa senin doğru olman hiçbir şey ifade etmez. Hatta o an için yanlış bir seçim bile olabilir ki genellikle öyle oluyor. Şu an yaşadığımız çağda maalesef durum bu. İnsanlar tarafından sevilmenin ve sayılmanın ön şartı onların istediği gibi olmanda yatıyor. Duymak istedikleri sözleri söylersen ya da yaptığı yanlışları görmezden gelirsen senden iyisi olmuyor. Ortada adeta yazılı olmayan bir kural gibi sessiz sedasız insanlara dayatılmış “yanlışlıklar” dizisi var. Bu kurala karşı gelen, doğru olmaya çalışarak omurgalı bir şekilde yaşamaya çalışan sistemin dışında kalıyor. Ne de olsa doğru olmanın bir yanlışlığı ya da daha manidar bir ifadeyle bedeli var değil mi?
Bir tarafta da yanlış olmanın doğruluğu durumu var. Burada da sıkıntı aslında yukarıda ifade ettiğimle hemen hemen aynı. Günümüzde doğru olmak dokuz köyden kovulma nedeniyken yanlış olmak neredeyse her bir köyde takdir edilme sebebi. Her işi kalıbına uydurarak yapan ve bunu da çağımızın mutlak gerekliliği olarak gören insanların sayısı azımsanmayacak derecede fazla. “Amaaaan herkes yapıyor canım, bir tek ben mi yapıyorum?” diye fazlasıyla cahilane bir söylemimiz var. Oysa yanlış olarak kabul edilen bir eylemi herkesin yapmasının o eylemi doğru yapmayacağını ah bir bilsek. Bu durum dini kurallar ve bu kuralların temelini oluşturduğu ahlaki ilkeler için de geçerlidir. Bunlar kesin ve nettirler. Hakikat zamana, mekâna, şartlara göre değişmez. Ancak insanoğlunun keskin ve kıvrak zekasıyla birleştiğinde olmaz denilen şeyler oluyor maalesef. Yakındığımız birçok durumun sebebi de buradan ileri geliyor.
Sonuç olarak şu gayet açık ki “modern” olarak adlandırılan şimdiki çağımızda doğru olman ya da hakikati savunman pek bir işe yaramıyor. Sıklıkla dillendirildiği gibi, haz ve hız kavramlarının ön planda olduğu bu çağ, insanın manevi tarafını yok sayarak onu sadece maddi bir varlık olarak görüyor. Haliyle bu bakış açısı da dini, ahlakı, değerleri arka plana atarak doğru olmanın bir işe yaramadığını acı bir şekilde bizlere öğretiyor. Ama biz yine de yanlış olmanın doğruluğundansa doğru olmanın yanlışlığını savunmaya devam edelim.

Toplum olarak hiç kabuk bağlamayan bir yaramıza çok güzel bir açıdan değinmişsin kalemine, gönlüne sağlık Şeydacım.