Nasip
Nasip kelimesi başlı başına bir handikap. Ne gelirse başımıza ya nasip olduğu ya da nasip olmadığı için gelir.
Diyelim ki canınız çok dondurma çekti, hemen kendinizi şehrin en güzel dondurmacısının önünde buldunuz. En sevdiğiniz çeşitlerden aldınız ve tam yiyeceksiniz ki, şu kuşlar yok mu? Dondurmanın üzerine pisleyiverdi. Ah! Bunu gerçekten istemezsiniz. Ama ne yapalım o dondurmayı yemek nasip değilmiş.
Ya da birini çok seversiniz, öylesine saftır ki sevginiz gözlerine bakmaya dahi cesaret edemezsiniz. “Tanrım, onu benim nasibim eyle.” diye yakarırsınız. Bulduğunuz her fırsatta Tanrıya dua edersiniz. Ama o kişi size nasip olmaz buna üzülürsünüz. Yıllar sonra karşınıza başka birisi çıkar ve o kişi sizin nasibinizdir. Ve tanrı kalbinize nasibinizin sevgisini öyle güzel yerleştirir ki o zaman tanrıya nasip etmediği herkes için teşekkür edersiniz.
En basit hali ile; bir dondurmayı yiyememeniz nasibinizdir. En zor haliyle de kiminle evleneceğiniz nasibinizdir.
Dağın altında dahi olsanız bir şey sizin nasibiniz ise size isabet eder, ama nasibiniz değilse iki dağ birleşse dahi o şey size isabet etmez.
Nasip aslında tevekkülle yakından alakalıdır. Sağlam bir tevekkül bilinciniz varsa nasibinize şükreder, nasip olmayanın da nasibiniz olduğunun farkında olursunuz. Tevekkül aslında mutlu bir yaşamın da anahtarıdır. O zaman size buradan mutluluğun anahtarını da verebilirim.
Mutluluğun anahtarı; nasibin olanı ve olmayanı teslimiyetle karşılamandır. Unutmayınız ki bir zamanlar üzüldüğünüz şeyler bir gün iyikiniz olabilir.
