9 Şubat 2026

Tamam Mıyız?

Yazar: Şerife KULU

İnsan bazen nasıl başlayacağını bilemez. Hele ki “yeniden” başlamaya. Kelimeler dizilir boğazına, parmakları yazmaz olur. Yürekte pare pare birikenleri anlatmaya, yaşamına, hissettiklerinin gölgesinde devam etmeye çalışır. Ve bir gece süzülürken yanağından yaşlar hasretin sancısıyla ‘bismillah’ der, başlar anlatmaya…
Bismillah…
Bir yolculuğa çıktığım vakit yol boyunca varacağım yerin hayalini kurarım. Bu sefer ki yolculuğumun ise sonunda beni neler beklediğini tahmin bile edemiyorum. Çünkü bu yolculukta aslında ölümün bir provasını yaşadığımı farkında değilim. Kıyafetlerimiz sanki bizim kefenimiz. İki parça beyaz kumaştan yapılmış ihramını giyiyor eşim. Ben ise sanırım otuz yıllık hayatım boyunca en telaşsız ve sade elbisemi giyiyorum. Telaşsız dediğime bakmayın. Aslında yüreğimden taşan nidalar var. Yanımda en sevdiklerimle, en sevdiğime…
Uçaktan inip gecenin zifiri karanlığında mübarek beldeye doğru usulca ilerlemeye başladık. Dilimizde ve kalbimizden sessizce ama kuvvetli bir şekilde ‘lebbeyk’ diyoruz. Biz geldik Ya Rabbi. Buyur, emrine amadeyiz. Seninleyiz. Resullullah’ın, davası uğruna senelerce ayrı kaldığı bu diyarlara, yüreğimizin ve ruhumuzun nişanesi olarak “müslüman kimliğimizi” heybemize katık yapıp geldik.
Hani derler ya “Kâbe’yi ilk gördüğünde edilen dualar kabul olur.” diye. O ilk an, kelimelerim, dualarım, tüm benliğimle binlerce hatta belki de milyonlarca insanın içinden koşarak Rabbe doğru, beytullaha doğru yol aldı, sonra başladık tavafa. Mahşer kalabalığı içinde ne bir telaşe, ne bir zorluk, ne de o an “of” diyecek bir sıkıntı… Burası Allah’ın evi, bizler de O’nun misafirleri…
Hayretler içinde ayaklarımla değil sanki kanatlarımla dönüyorum Kâbe’nin etrafını. Tavafımızı bitirdikten sonra say için Safa ve Merve tepelerine yol aldık. Ah Hacer… Allah seni nasıl bu kadar çok sevdi ki, asırlar sonra bile iki tepe arasında senin sessiz feryadını, tevekkülünü, evladın için aradığın bir yudum suyun özlemini bize hissettirdi. Bir annenin yavrusu için çırpınışları… Hazreti İbrahim’e sitem etmeyişini… Yedinci kez geldiğinde yerden fışkıran Allah’ın ikramı zemzemi…
İşte umremiz tamam. Fakat biz “tamam” mıyız? Sahiden tam olarak ne için yaşıyoruz? Ne Hz. Hacer’in teslimiyetini taşıyoruz ne de halkı tarafından reddedilen peygamberlerin çektiği sıkıntıları anlayabiliyoruz. Ben eğer bugün buraya gelip, ibadetlerimi rahat bir şekilde yapabiliyorsam, bilesin ki bunun için çok canlar feda oldu, cennetin en güzel yerleri de onların oldu. Ne mutlu Resul-ü Ekrem’in izinden gidenlere…
Allahım! Yeryüzü çok kalabalık ama sen beni duyuyorsun biliyorum. Duymasaydın buraya gelmezdim. Daha dilimle söylemeye fırsat bulamadığım, yüreğimden geçen duaları işitip bana cevap veriyorsun. Ben acizim, sana muhtacım. Senin nezdinde biriciğim. Seni çok seviyorum. Kulluğumun dilemması için, senden yardım istiyorum. Beni kendi yolundan ayırma!
Başlamak bitirmenin yarısıdır, henüz bu yolculuğumun yarısını size aktarabildim. Kalan yarısı için Rabbim’den yardım istiyorum. Ve kalan “müslüman kimliğime” yeni bir sayfa…