19 Ocak 2026

Yılın İlk ve Son Yazısı

Yazar: Ahmet OĞUR

Herkesin alın yazısı vardır. Dua, kaderin kalemindeki mürekkeptir. Hey merkep, dur ve dinle; çünkü sen okumayı bilmezsin. Bilseydin ve bilseydim sana açar mıydım gönül fermanımı?

Yıkıp attın hayatı, yırtıp geçtin bu sayfaları. Ama nokta koyduğun her cümle büyük harfle başladı. Neden demedin? Dur durak bilmeden döktüm sana gözlerimden akan damlaları. Sen üşüme diye bağrımı yaktım. Yaptım kendime bunu; mum gibi eridim, gölgende mühür oldum mektuplarına. İçindekileri okumadan yırtıp attın.

Bilseydin ve bilseydim, döker miydim sana içimi? Yüreğimdeki alevi harladım gecelerce, gözlerinin akı üşümesin diye. Değer mi sana? Ama bana değdi. Artık yazmıyor kalemim, mürekkebi kurudu; mühürler tutmuyor artık.

Başka bahara sevgili. Döktüm yapraklarımı, dallarımda ötmüyor serçeler. Bulutlar ağlamaz oldu; oysa bir damlana hasretti toprak. Yeşermeyi bekledi bahçemdeki güller, bir bahçıvan makasıyla süslenmek tek özlemi.

Kim duyar bu sesi? Sen… Sen tutar mısın elimi? Koşar mıydık yağmurda, sırılsıklam ıslanırcasına? Vay canına, ne merhamet bu; sana dilenirken hiç acımadan kendime.

Tek dileğim bir salise; talibim. Hülyanda bir “deme” muhtacım. Bir an, bir damla demekti. Zaman nasıl an’dan demlenir ki? Damlanı okyanus bilmişim. Bilseydin ve bilseydim yazar mıydım bu satırları, açar mıydım kalbime hançer gibi yaraları?

Seni bekliyorum sevgili; gelmeni, bir an görmeyi… Kâinata el değiştirirdim kirpiklerinin gölgesini. Saçlarını okşayıp merhem ederdim yüreğime. Gözlerinde kaybolup bir daha bulunmamak üzere.